Dinini Davasına Kurban Edenler
Toplumları ve fertleri kurtarma sevdasının tarihini insanlık tarihi kadar gerilere götürmek mümkündür. Bu sevda “Dava” denilen bir unsuru ortaya çıkarmıştır.
Tarih: 24.1.2017 12:34:13 / 1321okunma / 0yorum
Selim Çoraklı

 

Toplumları ve fertleri kurtarma sevdasının tarihini insanlık tarihi kadar gerilere götürmek mümkündür. Bu sevda “Dava” denilen bir unsuru ortaya çıkarmıştır.

Tarih içerisinde dava denilen unsur etrafında kenetlenen insanların sayısı ise sayılamayacak kadar çoktur. Bu anlamda tarihe genel olarak bir göz attğımızda “Bir şahıs etrafında kenetlenen disosyal topluluklar için grubun, hareketin ve liderin varlık sebebi olarak görülen esas unsurun dava olduğu” anlaşılmaktadır.

Peki nedir dava? Bu nasıl bir kavram ki, uğruna gerektiğinde milyonlar hayatını bile verebiliyor?

Aslına bakarsanız, kişilerin veya toplumların algılamalarına ve inançlarına göre davanın özelilği de farklılaşmaktadır. Dava kelimesiyle kastedilen fikir, inanç ve kanaat örgüsü, bazen bir dinle isimlendirilse bile gruba ve daha çok da liderlerine göre özellikler arz ettiği gözlemlenmiştir.

Tarih boyunca “Kurtarıcı lider”, “kurtarıcı dava” ve bu davanın merkezinde bulunan karizmatik kişiler belki binlerce kez kitleleri peşine takıp istedikleri yöne sürüklemiştir.

“İnsanlığın kurtarıcısı” veya “Büyük dava adamı” gibi iddialarla ortaya çıkarak etrafına toplandığı insanları yöneten liderleri tanımanın yolu, ancak onların davalarını tahlil etmekle çözümlenebilir.

Gerçek yüzü 15 Temmuz 2016 günü ortaya çıkan ve uluslarası bir terörist olarak aranan Fetullah Gülen´in kişiliği etrafında örgülenen bir şer şebekesinin İslami bir davadan yola çıktığını iddia ederek nasıl uluslar arası bir terör örgütüne dönüştüğünü çözümlemek gerekir. Gelecekte Allah adına yapılan bu türden aldatmaların olmamasını bu çözümlemenin sağlıklı yapılmasına bağlı olduğuna inanıyorum.

Kitleleri peşinden sürükleyecek bir liderin olması, peşinden gidenlerin de kabulleneceği bir “dava”nın olmasına bağlıdır. Çünkü lider ancak peşinden gelenlerin kutsallaştırdıkları davanın başında kalmakla kendi otoritesini muhafaza edebilir.

Kurtarıcı bir lider iddiasıyla ortaya çıkan kişiyi ayakta tutacak şey, kabullanilen davanın büyüklüğüyle doğru orantılı olmak zorundadır. Çünkü “Dava” diye ortaya konan kutsal şey, “liderin aklı ve bilgisi ile sınırlı, umut ve beklentileriyle süslü, kişilik özellikleri, alışkanlık ve tecrübeleri ile şekillenmiş, biraz da milli ya da yerel kültür motiflerle destekli fikir, düşünce, yorum ve hayallerden oluşan bir muhtevaya sahip” olarak karşımıza çıkması gerekir.” Hele dava bir de kitlelerin inandıkları bir dine dayandırılırsa, artık o davanın kutsallığını, büyüsünü bozacak birşeyin olması düşünülemez.

İşte tam bu önemli noktada dava ve din ilişkisi önem kazanmaktadır. Bizim gibi İslamiyet´i din olarak kabul eden toplumlarda örülmek istenen davalar da ister istemez dinden referans almak zorundadır ve bu zorunluluğu yaşamayan davaların yaşaması adeta imkansız gibidir. Bu gerçeği bilen bazı fikir odakları kendi davalarını başarıya ulaştırmak için “Din” denilen olguyu kullanmakta asla beis göstermezlir.

Kırk senedir ülke gündemini değişik olaylarla meşgul eden ve Fetullah Gülen etrafında örülerek ismine “Hizmet-Camia” vs. isimler takılan dava anlayışı da maalesef İslam dininin ayakta kalmak için kendi davalarına payanda olarak kullanmaktan çekinmemiş ve sonunda 15 Temmuz 2015 tarihinde gerçek yüzleri ortaya çıkmıştır.

Artık mahkemeler tarafından da tescillenen FETÖ/PDY isimli terör örgütünün lideri konumundaki Gülen´in İslam dinini kendi batıl davası uğruna hoyratça kullandığı sabit hale gelmiştir. “Davası” (ABD emperyalizmi tarafından kotarılmak istenen Yeşil Kuşak projesi içindeki ılımlı İslam adıyla ortaya konulan, ancak İslam´dan uzaktan yakından hiçbir alakası

olamyan bir dava) içinde ne kadar ve ne şekilde dinin bulunacağı, kutsanmış lider konumuna oturtulan Gülen´in takdirine bırakılmış ve o da bunun alabildiğine istismar ederek kitleleri yönlendirmede kullanmıştır.

Yukarıda zikredilen çerçevede Gülen´in kurtarıcılığı çerçevesinde örülen Dava´ya (Burada davanın adı bazen hizmet, bazen Camia, bazen de farklı birşey olmuştur) bağlananlar önce hizmet ile tanışır, hizmetin prensiplerini öğrenir, sonra da hizmetin liderinin müsaade ettiği ölçü ve çerçevede olmak üzere “din” ile tanıştırılır. Ancak dinin tümü ile tanışmaktan çok, FETÖ/PDY isimli terör örgütünün liderinin yorumları “din” diye takdim edilir. Yani hizmet içinde din, liderin yorumu kadardır, “din eşittir” liderin yorumudur. Hizmetin genel gidişatına zarar verecek şekilde dine yer vermek bazen iyi sonuçlar doğurmayacağından böyle bir hareket iyi karşılanmaz ve zaten buna müsade de edilmez. Dini söylem ve çalışmalar ancak davaya zarar getirmeyecek şekil, tarz ve ölçüler içinde serbes bırakılır.

Zihni mankurtlaştırılmış kişilerden oluşan böyle bir yapıya giren kimseler, dinin temsilcisi olarak gösterilen hizmetin yorumu ve süzgeçinden geçirilen karadıyla dini inanç ve bilgiye sahip olabilirler. Çünkü bu tür yapılarda ön planda olan din değil, davanın liderinin ortaya koyduğu hizmet kriterleridir. Bu “Ölçü ya da Yoldaki Işıklar” olarak takdim edilir. Böyle bir yapıda esas olarak din, grubun varlığını ve disiplinini devam ettirmek için kullanılan bir “araç”tan öteye geçemez. Böyle bir noktada Yahudi sosyolog Emile Durkheim´in tespiti uygulamada bir ilke olarak kabul edilir: "İnsanları disipline etme ve insanlar arası birleşme ve dayanışmayı sağlama; dini ayinlerin, paylaşmayı ve kişileri kaygılardan uzaklaştırma ve güven duygularını güçlendirmesi özellikleri, gruplar için göz ardı edilmeyecek büyük bir imkandır.” Bizim Nasrettin Hoca ‘da bu gerçeği Leylek metaforu ile anlatır. Zihinde kuş tasviri kısa gagalı, kısa ayaklı oluşturulunca, karşılaşılan leylek kuş ölçülerine uymadığından Hoca leğleğin uzun gagasını ve baçaklarını keserek onu kuşa benzetir. Bu tür yapılar dinin dava anlayışları içine sığmayan yerlerini tıpkı Nasrettin Hoca gibi kesip kırparak dava sınırları içine sokar. Yani din, davanın sınırları içinde kullanılan bir araç haline getirilir.

Ancak FETÖ/PDY gibi şer şebekelerinin ilkesi aldakmak olduğu için dinin bir araç olarak görülmesi halinde kitlelerin uyanacağını bildiğinden, dini bir araç olarak değil de, amaç olarak gördükleri yalanına gerçek diye sarılır görünürler. Bunun için hedefe gitmede her şeyi meşru görürler. Dinin meşru görmediği birçok şeyi hedefe giderken kullanmaktan çekinmezler. Mesela İslam dini tesettürü emrederken, FETÖ/PDY örgütünde davaları adına kadınların başının açılması veya peruk takmalarının istenmesi bunun tipik bir örneğini oluşturur. FETÖ/PDY isimli şer şebekesinin lideri Gülen´in, bir zamanlar kadınlar hakkında, “Hemi Vallah, Hemi Billah, Hemi Tallah” kadın bu devirde yüzünü bile gösteremez” derken, belli bir müddet sonra tesettürün çokta önemli olmadığını söylemesi dinin emirlerinin hizmete feda edildiğini ortaya koyduğunun en çarpıcı misalidir.

FETÖ/PDY Liderinin yorumuna hapsedilen ve başka yorumlara hayat hakkı tanımayan dava/hizmet anlayışı, ona inanan ve hizmet edenler için tek kurtuluş vesilesi olarak lanse edilir ve arkasından gidenlerin inanılması sağlanır. Bunun için FETÖ/PDY liderinin “seçilmiş” bir kurtarıcı olduğunu inandırmak çok önemlidir. Yine bunun için lideri kutsayan rüyalar görülür, yakaza alemlerinde Peygamber tarafından görevler verildiği yalanları ileri sürülür. Böylelikle FETÖ/PDY liderinin kutsanması sağlanır. Sadece lider kutsanmakla kalmaz, liderin şahsında temsil edilen, yönetim şekli ve yapılanması ile kurallara uyan, hayatını buna göre tanzim edenler de kurtarılmış liderin kurtaracağı kurtulmuşlar listesinde olduğu yalanına inandırılır.

Kutsanmış liderin kurtarıcılığı sadece müritleriyle sınırlı kalmaz. Dava/Hizmet sınırları genişlediği ölçüde kurtuluş misyonu başkalarına da uzanacaktır. Dava/Hizmet zamanla

büyüyecek, ülkeye hakim olacak ve tüm ülkeyi ve ülke insanlarını kurtaracaktır. Sonra da tüm dünyaya yayılacak ve insanlığı kurtaracaktır. Hatta yalnızca zor durumda, sıkıntı ve felaketler içinde olan insanları kurtarmakla kalmayacak, bizzat dini de kurtaracak(!) ve yüceltecektir. Çünkü din de, şahıslar gibi, vatan gibi, kurtuluş için bu hizmete muhtaç olarak lanse edilmiştir. İşte bunun için birinci derecede korunması gereken davadır, hizmettir ve pek tabii ki onun seçilmiş, kusursuz, günahsız lideridir. Böyle bir lidere karşı gelmek ise, Allaha karşı gelmekle ex tutulduğundan “hainlik” olarak telakki edilir ve artık böylelerine hizmet mensupları tarafından “hidayet” talep etmek düşer.

Böyle seçilmiş ve büyük bir hizmetin sahip ve kurucusu durumunda olan FETÖ/PDY lideri artık tartışılmaz kutsal biridir. Onun gücü her şeye yeter, ilmi her şeyi kuşatır. O herşeyi görür, bilir, işitir. Kainat imamı, kutupların kutbu olduğu için liderin yaşaması hizmetin yaşamasının olmazsa olmaz ilkesi olarak kabul edilir. Çünkü seçilmiş lider Gülen hizmeti kurmuş ve bu noktalara getirmiştir. Gülen olmasaydı dava/din/hizmet olmazdı. Her şey onun sayesinde olduğu kabul edilir. Davaya/Hizmete/camiaya girmekle ve çalışmakla şereflenen herkes de onun liderin lütfü, keremi ve referansı ile hayatı anlamlı kılan kurtuluş hareketi içinde bulunduğu konuma getirilir. Artık bu noktada rüyalarda bile cennet paylaşılır. Kurtulanların listeleri açıklanır. Lider ve etrafında bulunanlara cennette Peygamberimizin (sav) yanında yer verilir. Cennet bu türden seçilmiş(!)ler arasında pay edilir.

Hizmetin dünya imamlığı makamına oturtulan Gülen, milletin ve insanlığın kurtarıcısı konumunda bulunduğu için zamanın en büyüğüdür, bazılarına göre ise tüm zamanların en büyüklerindendir. Gavs´tır, Kutuptur, Kutb´ul-Aktabtır. Böyle birinin bu iş için Tanrı tarafından görevlendirilmemiş olması elbette düşünülemez. Dolayısıyla, o, davanın da, davaya inananların da efendisi, Hoca efendisidir. Onun önünde hiç bir güç duramaz. Kimse ona denk olamaz. Onun kadar ilim sahibi olmak kimsenin haddi değildir. Onun fikirlerine ters bir şey söylemek dine karşı gelmekle eş tutulur. Ona karşı fikir beyan edenler musibetlerden kurtulmaz. O her güçlüğü alt eder. Artık böyle bir “Hoca Efendi”(!!!), ülkeleri, toplumları kurtaracak güç ve kabiliyette sahiptir. Böyle biri için de elbette konuşurken “Fethullah Gülen Hoca Efendi Hazretleri” ifadesini kullanmak herkes için vacip(!)tir. Bu tabiri kullahmayanlar terbiyesiz, edebsiz, ahlaktan yoksun insanlardır. 

Gülen´in Tek Söz Sahibi ve Sorumsuz Oluşu

Seçilmiş hizmetin, seçilmiş büyük lideri, hizmetin ve hizmete ait ve her birim ve kurum üzerinde mutlak yetkili olduğu gibi, şahışların üzerinde de tek otoritedir. Ona danışılmadan evlenilmez, iş kurulmaz, hatta çocuklara isim bile konulmaz. Bu, hizmetin inanç demek olduğu bir zeminde ise her açıdan hüküm dinin değil, seçilmiş hizmetin ve hizmet ile özdeş olan seçilmiş, görevlendirilmiş kutsal, tartışılmaz liderindir. Artık en büyük otorite hizmetin kurucusu olan “Hoca Efendi”dir. Otorite, sahip, efendi yalnızca odur! Hüküm ona aittir! Her konuda onun kararına ihtiyaç duyulur. Artık tek inanç hizmettir. Saf haliyle din, ifade edilmese de ancak davanın bir payandası hükmündedir. Bir arada bulunuşun, birlikteliğin esas amacı da din değil, dava/hizmet/camia´dir. Bunun için kendilerinden olmayan inananlar, ya sapıktır, ya dalalettedir. Böyleleri kurtarılmaya muhtaçtır. Böylelerinden kafirlerden, münafıklardan nefret edilmediği kadar nefret edilir. Seçilmiş hizmetin seçilmiş lideri FETÖ/PDY liderinin, “Dünyada en nefret ettiğim insan Usame bin Ladin´dir” sözü böyle bakılınca mensuplarına çok mantıklı gelir.(!)

İslam dini, tek otorite ve hüküm sahibi olarak Allah´(cc)ın olduğunu beyan eder. İnsanların doğrudan din ile (Kur´an ve Sünnet) tanıştıkları ve tek amacın din olduğu, kurtarıcı olarak inanılan, umut bağlanan tek otaritenin Allah(cc) olduğu yerde hüküm de elbette

sadece Allah´(cc)ındır. Herkesin üzerinde (başkanın da, liderinde, padişahında…) üzerinde tek yetkili otorite ayet ve hadisler ışığında ´şura´dadır. Yönetim yetkisi, sınırları vahiyle çizilmiş olan şurada toplanmıştır. Bu anlamda Meşveret baştaki kişilerin putlaşmasına mani olacak tek kurumdur.

Allah adına örülen yalanlarla ve aldatmalarla örülmüş bir toplum yapılanmasına sahip hizmette ise “Kainat imamı” varken, daha üstte bir Şura´nın bağlayıcı bir yönetim mercii olarak yer etmesi asla düşünülemez. “Kainat imamı”nın ortaya koyduğu, ya da bir inancı baz olarak alıp yorumlayarak öne sürdüğü kuralların önüne hiçbir kural ya da kurumun kararı geçemez.

Hizmet etrafında oluşan birlikteliklerde lider ve onun vekillerinin etkisi o derece güçlüdür ki, üyeler sadece hizmet konusunda değil özel hayatlarıyla da lidere bağlıdır. Yukarının ´tasvib´ini almak önemlidir. Bu tasvip gelmeden, cemaat içinde ya da dışında ailevi, siyasi, idari, ekonomik bir ilişki veya teşebbüs hoş görülemez, gerçekleşemez.

“Kainat imamı” ise yaptıklarından dolayı da kimseye karşı sorumlu değildir. Hizmet veya hizmetin emrinde olan herhangi bir şeyle ilgili olarak kimseye karşı hesap vermek mecburiyeti hissetmez. Kendisine, ne yönetim, ne maddi birikim ve ne de yapılanmaya ait hesap sorulamaz. “Kainat imamı” nasıl tensip buyurur, neyi nasıl taktir ederse herkes uymak zorundadır.

“Kainat imamı”, vaat ettikleri ile de sorumlu tutulamaz. İstediğini yapar, istemediğini yapmaz. Herkes ona karşı sorumludur. “Bir zamanlar ya da daha önce, ´şöyle söylemiştiniz´, ´şunu yapacaktınız´ veya ´yapmak zorundasınız” diye söylemek büyük saygısızlıktır. Kimse “Kainat imamı”nı, başka insanlar gibi sözlerinde durmaya ve söylediklerini yerine getirmeye davet edemez, zorlayamaz; hatta böyle bir hatırlatma yapılması dahiedepsizliktir.

Böyle bir yapıya katılan herkes “Kainat imamı”na hürmet, minnet ve şükran duygusu içinde olmak durumundadır. Grup içi bütün töre, protokoller veya usuller bu duyguların ifadesi üzerine geliştirilmiştir.

“Kainat imamı” bir yere geldiğinde, hatta geleceği zaman ayağa kalkılır. Ona ayrılan makamlara kimse oturamaz. Yerleri sürekli ayrılmıştır. Onlar oturmadan oturulmaz. “Kainat imamı”nın yanında diz üstü oturulur. Saygıda asla kusur edilmez. Ondan önce kimse yemeye ve içmeye bile başlayamaz. Yerlerine, makamlarına hatta kullandıkları eşyaya bile hürmet gerekir. Neyi sevdiği, nelerden hoşlandığı hizmetinde olanlarca çok iyi bilinir. Rahatı için gerekli olan şeyler hazır bulundurulur.

“Kainat imamı”nın huzurlarına kabul edilmek, kendileri ile müşerref olmak herkes için kolay olmaz; bunun belli kuralları vardır. “Kainat imamı” başkalarıyla kıyaslanmaz. Eksik hasletleri “Kainat imamı”na vermek ayıptır, günahtır. Çünkü onun davranışları ´sıradanlık´tan uzaktır. Onlardan her hangi bir şey ya da hak istenemez.

Yapıya girerek “Adanmış ruh” haline gelenler için dinin en büyük temsilcisi elbette “Kainat imamı”ndan başkası olamaz. En üstün bilgi onun bildiği, en doğru yorum onundur. “Kainat imamı”nın düşüncesi üzerine düşünce, kanaatleri üzerinde kanaat, yorumları üzerine yorum olamaz. Kendilerinin üstünde, hatta ayarında bir başka dini temsilci olamaz. “Kainat imamı”nın fikri üzerine fikir yürütmek saygısızlıktır, ukalalıktır, bölücülüktür. Dolayısı ile böyle birinin yapı içinde kalma şansı da yoktur. Yapı dışındaki biri tarafından yapıldığında ise o kişilere “cahil, çekemez, düşman, hain” gibi yaftalar vurulur.

“Kainat imamı” isimli yapıya kendini kaptıranların temsil ettikleri dini, kendilerinin ortaya koyduğu hizmet prensiplerinden başka bir tarzda doğru olarak anlama ve bu yolun dışında bir yolla kurtuluşa erme imkanı olamaz. Bunun için başka türde hizmet edenlerin liderleriyle bir araya gelmeyi zül sayarlar. Bu tür liderler kendileri gibi, dini lider konumunda

bulunanlarla birlikte olmaktan son derece rahatsız olurlar. Buna karşılık, başka bir düşünce ya da inancın temsilcileri ile buluşmak, görüşmek hatta anlaşmaktan dolayı bir sıkıntı hissetmedikleri gibi, haz da duyarlar; bu, aynı zamanda onların büyüklüğüne de işaret olarak lanse edilir.

Kendilerine yapılacak herhangi bir muhalefet ise, hizmete, davaya, hatta dine ihanettir, affedilmez. Bunun için “Kainat imamı”na karşı gelmek, temsil ettikleri ´dine´ de karşı gelmek, dinden çıkmak tehlikesi ile karşı karşıya kalmak anlamına geldiği iddia edilir. “Kainat imamı”na verilecek zarar, dine verilmiş zarar olarak görülür. Bu tür liderlerin yanlışlarını açıklamak isteyenler, “fitne çıkarmakla, dine zarar vermekle” itham edilir.

Bu yahının mensupları “Kainat imamı” oarak kabul ettikleri liderlerinin seçilmiş olduğuna inanır ya da inandırılır. Artık “Kainat imamı”nın bütün işlerini Yaratıcı adına yürütüklerine inanılır. “Kainat imamı” Allah(cc) tarafından seçildikleri ve O´nun vekili oldukları dolayısıyla(!!!); hüküm, karar ve hareketleri de onun adınadır. Düşünce ve kararlarını eleştirmek, Allah´(cc)ın tercih ve taktirini beğenmemek, ona razı olmamak, hatta “Tanrı´ya karşı gelmek(!)” gibi algılanır. Bu sebeple, "Onlar için çalışmak" "Allah için çalışmak" olarak algılanır. Onlara hizmetin, onların yanında bulunmanın Allah´a hizmet olarak görülmesi, etraflarında oluşan toparlanışın ve kurumlaşmanın da manevi temelini oluşturur.

Aslında yukarıdan beri anlatılan vasıflar fani bir insanı putlaştırmaktan, firavun yapmaktan öte bir şey değildir. Allah(cc) tarafından seçildiğine inanılan lideri kutsal gördükleri için eleştirilmez bir konuma oturtulmuştur. “Kainat imamı”nın kutsanması aslında onun yanlızlaşmasını da beraberinde getirir. Artık “Kainat imamı”da kendisinin seçilmiş olduğunu ve diğerlerinin kendisine hizmet için etrafına toplanan kurtarılacak insanlar olarak algılanır. Böyle bir yapı etrafında oluşan birlikteliklerde “Kainat imamı”nın önemli bir özelliği daha ortaya çıkar. O da kendisine bağlananlara karşı olan vefasızlığıdır. Öyle ya niçin vefa duysun ki? Kendisini Allah(cc) seçmiştir ve etrafındakilerın kendisine şükran duyması gerekir. Böylelerine karşı vefa duygusunun oluşması imkansızdır. Oluşmayan vefayı da “Kainat imamı”nın birilerine karşı vermesi düşünülemez.

“Kainat imamı”nın yanında bulunmak büyük şereftir. Bütün fikirler bu çerçevede örülür. Meselenin bu minvalde yürümesi için teorik alt yapı hazırlanır ve bu mensupların beyinlerine defaatle nakşedilir. Dava/Hizmet için mücadele etmek, liderin yanında bulunmak hayatın tek anlamı olarak telkin edilir. Bunun için, “Kainat imamı”nı bırakan yok olur. Büyük müsibetlere düçar olur. “Kainat imamı”nın davadan dönmesi ise imkansızdır. Hem “Kainat imamı”nın hizmetten döndüğünü, yola çıkarken tespit edilen prensiplerini terk ettiğini kim, neye göre tespit edebilir ki?

“Kainat imamı”nın peşinden ayrılan en büyük suçu işlemiş olur. O artık yapının karakteristik özelliğine göre ya hain, ya ajan, ya dönek, hatta dinden çıkmış bir ´mürtet´tir.

Aslında bu türden oluşumlar liderlerini putlaştırmakta, yarı tanrı ilan etmekten öte bir şey yapmamış olurlar. Liderini ilahlaştıran, putlaştıran böylesi birlikteliklerden ayrılmak, yönetimin başındaki ilahın ilahlığını reddetmek ve onun kulluğundan ayrılmak anlamına geldiği için hizmet mensupları tarafından büyük günah hatta şirk sayılır. Doğal olarak hiçbir Tanrı, “kulunun” kendisinden ayrılmasına tahammül edemez.

“Kainat imamı”kendini ilah yerine koymuş, yanılmayacağı zehabında olduğu için peşinden gidenleri korkunç maceralara sürüklemekten çekinmemiş ve sonunda 15 Temmuz 2016 günü hepsini birden uçuruma sürüklemiştir. Bu kanlı günden sonra ise “Kainat imamı” peşinden giden onbinlerce insanın zelil ve sefil duruma düşmeleri karşısında asla bir pişmanlık duymamıştır.

Sırtını dayadığı ABD ile işbirliği içine giren FETÖ/PDY isimli şer şebekesinin lideri, Allah ile aldatarak, bizim paralarımızla oluşturduğu yapının içine bizim çocuklarımız almış; beyinlerini haşhaşla yıkamış ve sonunda 15 Temmuz´da yine bize, millete karşı acımasızca kullanmıştır.

Tarih, bu türden kendini Mesih, Mehdi, “Kainat imamı, vb. sıfatlarla donattığını lanse ederek kandırdıkları onbinlerce insana hem dünya hayatını hem de ahiret hayatını zehir etmişlerdir. Bundan kurtulmanın yolu, Kur´an´dan referans alması mümkün olmayan”Mehdi ve Mesih”in gelmesi gibi batıl inançların insanların kafalarından silinmesine bağlıdır. Aksi halde bundan sonra da nice mehdi ve Mesihler zuhur edecek ve peşlerine taktıkları insanların hem bu dünyalarını hem de ahiretlerini Cehenneme çevireceklerdir.

Anahtar Kelimeler: Dinini, Davasına, Kurban, Edenler
Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Yazarın Diğer Yazıları
Erdoğan Büyük Oyunu Bozdu! (28 Mayıs 2018 - Pazartesi)
Fetöyü Paşa Yapıp Afedelim !!! (02 Mayıs 2018 - Çarşamba)
Şehid Muhsin Reis (26 Mart 2018 - Pazartesi)
İslam´ın Güncellenmesi (10 Mart 2018 - Cumartesi)
Küresel Terörist Fetulşeytan (29 Ocak 2018 - Pazartesi)
İtiraf Ediyorum Ben de Enayilik Ettim ! (25 Ocak 2018 - Perşembe)
Necip Fazıl İstismarcılığı ! (20 Aralık 2017 - Çarşamba)
Katliamları Muharref Tevrat Emrediyor! (08 Aralık 2017 - Cuma)
Müslüman Müslüman´a Güvenir mi? (19 Kasım 2017 - Pazar)
Diktatörler/Diktatörlük (07 Ekim 2017 - Cumartesi)
Akıl Tarikatı ve Mürşidi (17 Eylül 2017 - Pazar)
Bizim(!) Medyadan Portreler!!! (24 Ağustos 2017 - Perşembe)
Utandım Tiksindim Ve Korktum !!! (24 Temmuz 2017 - Pazartesi)
Fetö´nün Pisikolojik Savaş Taktikleri !!! (14 Haziran 2017 - Çarşamba)
Fetönün Yeni Şeytanlıkları (03 Haziran 2017 - Cumartesi)
Bylock Mit Operasyonu´mu ? (26 Mayıs 2017 - Cuma)
Ordu Milletten TSK´ile Evrildik (18 Mayıs 2017 - Perşembe)
Bu Mücadeleleyle Fetö´yü Yenebilirmiyiz (24 Nisan 2017 - Pazartesi)
Düşmanı Küçük Gören Kaybeder (01 Nisan 2017 - Cumartesi)
Üst Akıl´mı Çukur Akıl´mı ? (13 Mart 2017 - Pazartesi)
Ulu Hakan Abdul Hamit Han (28 Şubat 2017 - Salı)
Neden ´´Evet´´Diyorum? (17 Şubat 2017 - Cuma)
Alimim!Alimsin!Alim? (07 Şubat 2017 - Salı)
Terörist Değilmiş (08 Ocak 2017 - Pazar)
TBMM Darbe Komisyonu Konuşmam (20 Aralık 2016 - Salı)
ABD mi Büyük (Hâşâ) Allah mı? (21 Kasım 2016 - Pazartesi)
Karizmatik Liderler İslam´ın Neresinde ? (28 Eylül 2016 - Çarşamba)
Değişen Toplumumuz Nereye Gidiyor (19 Eylül 2016 - Pazartesi)
Vahiy Akılsız Anlaşılmaz! (05 Eylül 2016 - Pazartesi)
Mehti Ve Mesih İnancı Fetöler Doğuruyor (24 Ağustos 2016 - Çarşamba)
İstihbarat Ağındaki Köstebek:Hocia (12 Ağustos 2016 - Cuma)
Kısır Darbeler Ülkesi! (04 Ağustos 2016 - Perşembe)
Darbe Ahlaksızlığı! (28 Temmuz 2016 - Perşembe)
Akılcılığın Öncüsü Büyük İmam (13 Temmuz 2016 - Çarşamba)
Çağımızda Bir Alperen: Arvasi (03 Temmuz 2016 - Pazar)
Dertlerimiz Bıraktığı Gibi! (22 Haziran 2016 - Çarşamba)
YESEVÎLİK RUHU VE ÖĞRETİSİ (11 Haziran 2016 - Cumartesi)
HOLOKOSTCU ALMANLAR! (06 Haziran 2016 - Pazartesi)
Kürt Meselesi İslam´la Çözülür (30 Mayıs 2016 - Pazartesi)
Makedonya´da Bir Türk Yapılanması: (14 Mayıs 2016 - Cumartesi)
ABD´İN ÇÖKÜŞÜ DE MUKADDER! (08 Mayıs 2016 - Pazar)
Fitnebaşı İngilizler (21 Nisan 2016 - Perşembe)
Sayfa:
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
DOLAR
4.6560
EURO
5.4274
İstanbul için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
06:34 08:20 13:17 15:37 17:55 19:29
Çok Okunanlar
Çok Yorumlananlar
Röportaj Tüm Roportajlar
Mutfaktaki Çekmeceler: Mutfak tezgahının altında yer alan ahşap çekmeceler, zamanla eskir ve zor açılmaya başlar. Bu durumda tek yapmanız gereken, çekmecelerin kenarlarına talk pudrası serpmek ya da mum sürmek. Böylece, çekmeceleriniz ilk günkü gibi kolayca açılacaktır.

Püf noktası
Sadece erkek kanaryaların öttüğünü,

İlginç bilgiler