`İşbu ağır işler:çeviriler, önsözler, izahlar...`
`İşte bundan dolayı hem erken orta çağları hem de 18-20.yüzyılları `Bilimin altın çağları` olarak nitelendirmekte hiçbir sakınca görmemeliyiz`
Tarih: 5.2.2021 20:09:53 / 723okunma / 0yorum
Doç. Dr. Aybeniz Rahimova

 

UNUTMAYALIM

 
 
 
 
Türk dünyasının bilim adamları dizisinden - elli birinci yazı

 

*BAKÜ MEKTUBU*

 

Kuşkusuz,biz yirmi yedi sene sonra Aras nehri kıyısındaki illerimizi ermeni işgalinden kurtararak Hüdaferin köprümüze üçrenkli bayrağımızı dikerken bir milletin sadece aziz vatan topraklarının değil,bilincinin de hafızasının da gururunun de ikiye parçalanmasının sonuçlarını daha derin acıyla hissettik.Son yetmiş yıldaki birliğimizin sembol şahsiyeti Muhammed Hüseyin Şehriyar`ın isabetli şekilde ifade ettiği gibi `Bir millete tarih boyu bir facia doğmuş` trajedisinin acısını Aras nehirinin öteki kıyısında kardeşlerimizin oluşturduğu ucu açık zincirin azcık dindirmesine rağmen ikiyüz seneden beri süre gelen tarifsiz gerçek veya çağımızın diplomasi jargonuyla ifade etsem,`statüko` değişmedi.Aras nehrinin kuzey kıyısının rus bolşevik,güney kısmının ise fars-pehlevi yönetimi altına düştüğü 1920-1991 arasında o statüko birce kez değişmesine rağmen-1945`te Tebriz`de ilan edilen Milli Azerbaycan Devleti ertesi sene emperyalizm destekli Tahran rejiminin kanlı müdahalesi yeni bir faciayı kendisiyle getirip gelerek bölünmenin koşullarını alabildiğine sertleştirdi.İşte bundan dolayıdır ki,biz Güney Azerbaycan`ın geçtiğimiz yüzyıldaki o 1 yıllık Milli Devlet tarihini ruhumuzun bir parçası olarak görüyoruz.Hele çocukluk ve gençlik yaşlarında Bakü`nün yolunu tutarak bu tarafta ayakta durma mücadelesi vermiş,1930`ların sonlarında orada alevlenen kurtuluş mücadelesine katılmak için tereddütsüz oraya gitmiş, bağımsızlık mücadelesine kendi kalemiyle hizmet vermiş,Milli Devlet`in yıkılması sırasında Bakü`ye dönmek mecburyetinde kalmalarına rağmen burada kaleme daha sıkı sarılmış şahsiyetler bizim `Bütün Vatan` belleğimizin şanlı sayfalarının yaratıcılarıdır.Türkiye`de yayınlanacak olan 650 sayfalık `Kulam Mehmetli ve Tezkire`si` isimli kitabımda bütünlük tarihimizin o onurlu sayfalarına ilişkin mühim olgular bulacağınızdan emin olabilirsiniz.İşte geçtiğimiz yüzyılın başlarında bizim de bağımsız devletimizi henüz ilan etmememize rağmen iş,aş umuduyla `petrol ve sanayi kenti kardeş Bakü`ye` yüz tutmuş o ailelerden birinin başka bir evladını yazacağım bugün.`Başka` dememin nedeni daha önce ağabeyi Mammadağa Sultanov`un hayatını ve edebiyat-bilimi alanındaki çalışmalarını bu dizide kaleme almıştık.Şimdi sıra kardeşte,yani Rahim Sultanov`da...

20 Haziran 1912`de Sibirya`dan Orta Asya`ya,Hazar denizinin Güneyinden Anadolu`ya uzanan Türklük bilincinin önemli merkezlerinden biri ve Safevi Türk İmparatorluğu`nun başkenti olmuş Erdebil kentine bağlı Kehrelan köyünde doğdu.Kaçar İmparatorluğu döneminde Tahran`ın ilgisi dışında kalarak büyük maddi sıkıntılarla karşılaşmış Erdebil nüfusunun bir kısmı 19.yüzyılın sonlarından itibaren petrol sanayisi sayesinde hızla gelişerek Çarlık Rusya`sının önemli edebiyat,kültür,sanat ve basın merkezlerinden biri durumundaki Bakü`ye göç etmiş,bu süreç 1920`lere kadar devam etmiştir.Baba Sultanmammad çocukları henüz küçük yaştayken Bakü`ye giderek oraya yerleşmiş ve haliyle çocuklarını da orada büyütmüştür.Fakat Bakü`yü o dönemin Erdebil`inden veya Tebriz`inden farklı kılan en önemli husus eğitim ve kültürün kıyaslanmaz derecede önde olmasıydı.İşte bundan dolayıdır ki,sovyet döneminde `Sultanov` soyismini alan ailenin tüm fertleri iyi eğitim alma fırsatını kaçırmamışlar.

Güney Azerbaycan`dan Bakü`ye gelip yerleşmiş birkaç kuşak insanın ortak özelliği ise önceki yazılarımızda da dikkat çektiğimiz üzere farsçayı çok iyi bilmeleri olmuştur.Rahim Sultanov`un,Bakü`de eğitim gördüğü `İttihad` okulunda farsçanın iyi öğretilmesi onun aileden gelen farsca bilgisinin üzerine bilgi eklediği gibi, bu özellikleri Güney Azerbaycan kökenli insanlarımızın bilim,eğitim ve basın hayatında henüz delikanlılık yaşlarında boy göstermelerini sağlamıştır.Hatta üniversitelerden farklı branşlarda mezun olsalar bile daha sonra Türk, fars ve arap dillerindeki klasik edebiyat,felsefe ve medeniyet onları hep kendine çekmiştir.İşte 1939`da Bakü Devlet Üniversitesi`nin Kimya fakültesinden mezun olur olmaz patlak veren sovyet-fin savaşına gönderilmiştir. Kimyagerlik mesleğine sahip olmasına rağmen hayatının altmış yılını Şark edebiyatına sarfetmiş bilim insanlarından biri de Prof. Dr. Rahim Sultanov`du.Fakat bunun öncesinde Güney Azerbaycan`ın bağımsızlığına giden yolun entellektüel altyapısının döşenmesi vardı.Uluslararası güçlerin bölge için kıyasıya mücadeleye giriştikleri 1942 yılında Bakü`den bölgeye gönderilen aydınların içinde askeri tercüman ve gazeteci sıfatıyla Rahim Sultanov da bulunmuştu.Tebriz`de Azerbaycan Türkçesinde çıkan `Vatan yolunda` gazetesinde faal görev yapan Rahim Sultanov,aynı yıllarda Erdebil`de,daha sonra ise Tahran`da farsca yayınlanan gazetelerde de çalışmıştır.Dış güçlern yalnız koyması sonucunda Güney Azerbaycan bölgelerimize kanlı askeri saldırı düzenleyen fars pehlevi rejimi orada 10 bin insanımızı kanlı infaza maruz koymadan az önce SSCB`ye dönen Rahim Sultanov,Kuybışev kentindeki askeri merkezde Türk ve fars dilleri çevirmeni olarak görev yapmıştır.

Ordudan terhis olunduktan sonra 1947`de Bakü Devlet Üniversitesi Şarkiyat fakültesinde göreve başlamıştır.Doktora öğrencisi olarak sınavlarını hızla veren Rahim Sultanov tezini savunur savunmaz öğretim görevlisi kadrosuna atanmış,yöneticilik ve dil öğretme kabiliyeti gözönünde bulundurularak 1957 yılında fakülte dekanı görevine getirilmiştir.Aynı zamanda Ortadoğu dilleri bölümünün başkanlığı görevini üstlenen Rahim Sultanov o görevi aralıksız otuz iki sene sürdürek 1989 yılında yaşça genç bir meslektaşın adevretmiştir.1972 yılında Prof.Dr.bilimsel titri kazanan Rahim Sultanov bilime ve eğitime yaptığı eşsiz katkılarından dolayı 1982 yılında Onursal bilim adamı titrine layık görülmüştür.Aralık 1987`de doğumunun yetmişbeşinci ve Şarkiyat

fakültesindeki görevinin kırkıncı yılı dolayısıyla merasim düzenlenmiş,meslektaşları,mesai arkadaşları ve talebeleri Prof.Dr.Sultanov`un hayatı ve çalışmalarına ilişkin anlamlı konuşmalar yapmışlar.Prof.Dr.Rahim Sultanov 2000 yılında seksen sekiz yaşındayken hayatını kaybetmiştir.

Bir bilim ve edebiyat insanı olarak Prof.Dr.Rahim Sultanov`un çalışmalarını iki ana temelde kategorize etmemiz gerekir:

1) Fars dilinin gramer özellikleri ve öğretimine ilişkin kitap ve makaleleri.1973 yılında Azerbaycan Devlet Üniversitesi yayınevinden çıkan Fars dilinin öğretim metodolojisi kitabı ve 50`nin üzerindeki bilimsel makalesi Prof.Dr.Sultanov`un bu alanda Azerbaycan`ın öncü bilim ve eğitim insanlarından biri olduğunu ortaya koymaktadır.Bu alandaki kitap ve makalelerinin Şarkiyat fakültesinde öğrencilere günümüzde de okutulması Prof.Dr.Sultanov`un bilim ve eğitim adamı kalitesini ortaya koyan mühim bir olgudur.12.yüzyıl ünlü Azerbaycan şairi ve bu sene doğumunun 880.yılını kutladığımız Nizami Gencevi`nin eserlerinin sözlüğünün tertibi eseri de günümüze kadar değerini korumuş metodolojik yapıtlar arasında yer almaktadır.

2) `Sadi yaratıcılığında `Gülistan` isimli çalışmasıyla Şark edebiyatı bilimciliği tarihine önemli bir armağan sunan Rahim Sultanov,1950`lerin sonlarından başlayarak çalışmalarını Şark edebiyatının klasikleşmiş örneklerini ana dilimize çevirmek ve o çevirilerin tamamına kapsamlı ön sözler yazmak üzerine yoğunlaştırmıştır.Yani,Prof.Dr.Sultanov kendinden önce bu alanlarda kapsamlı çalışmaların altına imza atmış ünlü bilim insanlarının yolunu ve metodolojisini takip ederek aynı kitapta okura aslında iki kitap sunmuştur:birincisi-çoğu farça orijinallerinden olmak üzere çevirdiği kitaplar,ikincisi ise o kitaplara yazdığı kapsamlı ön sözler ve izahlar.Ki bilimsel derinliği her zaman gıpta doğuran o önsözler ve izahlar olmadan klasik Şark şifahi ve yazılı edebiyatlarının o önemli örneklerini derinden anlamak okur için çok zor olurdu.Bu kitaplarıyla Prof.Dr.Rahim Sultanov çeviriyle bilimsel çalışmayı içiçe geçirmek kaydıyla sadece bilim dünyasına değil aynı zamanda geniş okur kitlesine sunuyordu.O kitapların en yüksek tirajlarla piyasaya çıkmasının ana nedenlerinden biri de Prof.Dr.Sultanov`un bu şekil çalşma tarzıydı.

 

/resimler/2021-2/5/2019089788632.jpg

 

İşte bundan dolayıdır ki,onun ilk kez 1958`de yayınlattığı hint halk edebiyatının ünlü`Kelile ve Dimne` kitabı günümüzde de çeviri olarak kalitesini aynen korumaktadır.`Kelile ve Dimne`nin eski hint dili sanskritten farklı dillere çevirileri arasında farsçaya çevirisi kalite bakımından en iyisi sayılıyor.Ve Rahim Sultanov `Kelile ve Dimne`yi dilimize farsçadan çevirdiği için kitabın sadece içeriği değil uslup kalitesi de okuru memnun etmektedir.Sultanov`un ana dilmze farsça orijinalinden çevirdiği başka bir önemli eser ise 13. yüzyıl Azerbaycan filozofu,müneccimi,matematikçisi ve sosyal bilimcisi Nasireddin Tusi`nin `Ahlak-ı Nasıri` isimli yapıtıdır.Uzun bekleyişten sonra kitap 1981 yılında yayınlandığında bilim dünyasının verdiği ilk olumlu tepki Prof. Dr. Sultanov`un bu eserin çevirisine sarfettiği emeğin yanısıra kitaba yazdığı önsözde ve izahlarda sergilediği titizlikle ilgili olmuştu.

Prof. Dr. Sultanov, farsçadan çevirdiği kitaba yazdığı ön sözde bu alanda emek vermiş hiçbir bilim insanının ismini ilgi dışında bırakmamış ve bu esere dünya ölçeğinde kendisinden önce emek vermiş tüm bilim insanlarına sayğısını onlardan alıntılar yapmakla ortaya koymuştu.İzahlar bölümünde ise kitapta okura karanlık gele bilecek her nokta titizlikle açıklığa kavuşturulmuştur.`Ahlak-ı Nasıri`ye Prof.Dr.Sultanov`un yazdığı önsözün ve izahların sayfa sayısının çevirinin üçte biri hacminde olması bir bilim insanının bir eser üzerinde nasıl çalışması gerektiğini gösteren çok iyi örneklerden biri olsa gerek.Onun farklı dönemlerde yine aynı titizlikle çevirerek aynı derinlikte ön sözler ve izahlar yazmak suretiyle yayınlattığı mühim eserler sırasında Nizamülmülk`ün `Siyasetname`sini, Cami`nin`Baharistan`ını,Sadi`nin `Gülistan`ını ve Keykavus`un `Kabusname`sini özel olarak not etmemiz gerekmetedir.Günümüz dünyasında bilime ve bu alanda ter dökmüş bilim insanlarına verilen değerin asgarinin altına indiğini hesaba kattığımızda Prof.Dr.Rahim Sultanov`un metodolojisiyle yapılan çalışmaların öneminin ne kadar arttığını söylememize gerek kalmıyor.İşte bundan dolayı galiba biz hem erken orta çağları ve hem de 18-20.yüzyılları`Bilimin altın çağları` olarak nitelendirmekte hiçbir sakınca görmemeliyiz.

Ve işin sevindirici yanlarından biri de Prof.Dr.Rahim Sultanov`un bu altın çağların ikisinde de bulunmasıdır.Birincisinde manen,ikincisinde hem fiziken hem manen.

Allah`tan rahmet diliyorum.

 

 

Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Yazarın Diğer Yazıları
`Her halikarda bilim` (19 Şubat 2021 - Cuma)
`Bilim dünyasının `sessiz gücü`` (02 Ocak 2021 - Cumartesi)
`Şair olabilirdin.....` (25 Aralık 2020 - Cuma)
`Senden ayrılırken dağlar,civandım` (20 Kasım 2020 - Cuma)
`Dil Bilimciliğimizin Ağabeyi` (13 Kasım 2020 - Cuma)
`Mezarı bulunamayan milli bir bilgin` (15 Ekim 2020 - Perşembe)
Şiirden bilime bir Bahtiyar (11 Eylül 2020 - Cuma)
Belgesiz konuşmayan, yazmayan bilgin (04 Eylül 2020 - Cuma)
Bilimin Beyefendisi: Ali İsa Şükürlü (13 Ağustos 2020 - Perşembe)
Bitmemesi gereken yazı (06 Ağustos 2020 - Perşembe)
Bilim adamı mı hazine mi? (31 Temmuz 2020 - Cuma)
Bir ömür nasıl bu kadar hareketli geçer? (16 Temmuz 2020 - Perşembe)
Ömrün vefa etmediği bilgin (02 Temmuz 2020 - Perşembe)
“Bakü”den Tebriz”e yaya giderim” (25 Haziran 2020 - Perşembe)
Marksist sistemin ulusalcı filozofu (05 Haziran 2020 - Cuma)
“Kriter şahsiyettir” (21 Mayıs 2020 - Perşembe)
Hep ön cephedeki bilim adamı (08 Mayıs 2020 - Cuma)
Dil´in derin gözlemcisi (30 Nisan 2020 - Perşembe)
HOCAM (22 Nisan 2020 - Çarşamba)
“İsmim Tevfik Fikret´ten geliyor” (16 Nisan 2020 - Perşembe)
“Göster Ekrem Cafer´e….” (08 Nisan 2020 - Çarşamba)
Unutmayalım (21 Şubat 2020 - Cuma)
Sayfa:
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
DOLAR
8.1433
EURO
9.7816
İstanbul için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
06:34 08:20 13:17 15:37 17:55 19:29
Çok Okunanlar
Çok Yorumlananlar
Röportaj Tüm Roportajlar
Deodorant lekelerini kurumuş ıslak mendille çıkarın.Kurumuş ıslak mendille lekeleri dairesel olarak ovun. Kurumuş ıslak mendil deodorantı emer. Dikkat etmeniz gereken bir nokta: Kurumuş ıslak mendilin tiftiklenmemiş olmasına dikkat edin, aksi takdirde mendil gri lekeler bırakır. Külotlu çorabı da aynı amaçla kullanabilirsiniz.

Püf noktası
Magnezyum külleri Magnezyum´un normal halinden daha ağırdır

İlginç bilgiler