Kurşun-bu kez edebiyat bilimciliğimizin babasına
`Bizi bu kadar geri salan sebeplerden biri de bu gaflet ve bu kiymet bilmezliğimiz değil mi?`
Tarih: 24.9.2020 18:52:47 / 1412okunma / 0yorum
Doç. Dr. Aybeniz Rahimova

 

UNUTMAYALIM

 
 
 
Türk dünyasının bilim adamları dizisi - Otuz ikinci yazı

 

*BAKÜ MEKTUBU*

 

Benim edebiyat bilimcisi olmamda babamın etkisi ne idiyse, babamın bu mesleği seçmesinde onun eserleri etkili olmuştu. Babam onun 1903`te Rusça yayınlanmış `Azerbaycan Tatarlarının edebiyatı` kitabını masasının üstünden hiç almadığı gibi arşivlerdeki yazılarını teker teker okuyarak not aldığı defterini de gözü gibi muhafaza ederdi.Edebiyat tarihimizi araştıran tüm bilim adamlarımız gibi babamın da ana istinat noktası o idi.Çünkü orta çağ tezkireciliğinden sonra edebiyatımızın profesyonel şekilde araştırlmasının beşiği başında durmuş kişilik o idi.Profesyonel eleştiri ve tartışma mesleğini düşünce dünyamıza getiren,`Şark`ın uyanışı`nı tetikleyen ilk komedi,öykü ve felsefi eserler yazarımız Mirza Fethali Ahundzade`nin tiyatroyu topluma bir nevi infantil uslupta anlatan yazıları ona da yol gösterici olmuştu.”Fuzuli şair değil nazım-ı üstattır,lezzet ü tesir Kasım Bey`in hayalatında ziyadedir” gibi devrimci bir manifestoyla edebiyatın merkezine halkı yerleştirmeyi hedefleyen Ahundzade`nin bu hedefi tutmuş,edebiyatımız gerçekçi şiir,,gerçekçi komedi,gerçekçi düz yazı türlerindeki eserlerle zenginleştikçe profesyonel edebiyat bilimciliğinin ortaya çıkması da şart olmuştu.İşte zamanın ve edebiyat türlerinin getirip geldiği o talebe yanıt da gecikmemişti...

Feridun Bey Köçerli...

 

/resimler/2020-9/24/1859112087558.jpg

 

`Bey` kelimesi 19. yüzyılın Azerbaycan coğrafysında buğunun Türkiye`sinde olduğu gibi bir hitap şekli değil,asaleti ve farklılığı belirten bir

kelimeydi.Yani isim-soyisminizin yanında `Bey` sıfatının bulunması her şeyden önce sizin aydın bir insan olmanızı müjdeliyordu.Günümüzde bu sıfatın bizim için gurur veren tarafını muhafaza etmemizin yanısıra bize acı veren tarafı `Bey` sıfatının en çok kullanıldığı Karabağ bölgemizin ermeni işgali altında olmasıdır.Hele Karabağ`ımızın başkenti Şuşa`mızın işgal altında olması.`Bey` asaletini fazlasıyla hakeden ünlü şairimiz Kasım Bey Zakir`in,ünlü trajedi ve komedi yazarlarımız Necef Bey Vezirov`un, Abdurrahmim Bey Hakverdiyev`in, çoksesli Şark müziğinin ve Şark`ın ilk operasının yaratıcısı Üzeyir Bey Hacıbeyli`nin,Türk milliyetçiliğinin simge ismi Ahmet Bey Ağaoğlu`nun ve profesyonel edebiyat bilimciliğimizin beşiği başında durmuş Feridun Bey Köçerli`nin doğduğu o güzelim Şuşa`mız... Bu şatırları yazarken benim ellerimin titrediğinden,onların ise kemiklerinin sızladığından emin olun.Çünkü bir zamanlar `Kafkasya`nın konservatuvarı` diye tabir edilen ve milliyetçi ideolojimizin ortaya çıktığı yer olan Şuşa yirmi sekiz buçuk seneden beri ermeni işgali altında...

Feridun Bey Köçerli...İşte Şuşa`nın o `Bey` titrini kendi isminde layıkıyla taşıyan bir edebiyat tarihi araştırmacısı,bir eğitmen,bir okul müdürü,Azerbaycan`ın istiklalini kazanması için elinden geleni can başla yapmış bir aydın,bir gönül adamı.26 Ocak 1863`de Şuşa`da dünyaya geldi.Medrese eğitiminden sonra Rusça tahsil veren okula kaydoldu.Kafkasya`yı Tiflis`ten yöneten Çarlık Rusya`sı İmparatorluğu yetenekli çocukları Gori kentinde açtığı Ööretmen Yüksek Okulunda okutarak gericiliği bu yolla ortadan kaldırmaya çalışıyordu.Feridun da 1878 yılında Gori Yüksek Öğretmen okuluna kaydını yaptırmış ve 1885`de oradan mezun olmuştu.Köçerli bağlamında içimizi sızlatan başka bir konu ise 19.yüzyılın sonları 20.yüzyılın başlarında br Türk kenti olan Erivan`n günümüzde tamamen ermeni işgali altında olması ve orada tek bir Türk`ün kalmamasıdır.1885`te Erivan gimnazyumunda çeşitli fenlerden ders vermeye başlayan Ferdun Bey Köçerli,1891`e kadar sürdürdüğü görevini doğduğu Şuşa`da sürdürmesi için Erivan`ı terk etmişti.1893-1894 yıllarında yeniden Erivan`da görev yapmaya başlayan Feridun Bey Köçerli 1895`de Gori Yüksek Öğretmen Okulunun daveti üzerine Erivan`daki görev yerine ebeden veda ederek Gori`ye yerleşmişti.

Azerbaycan`ın 28 Mayıs 1918`de bağısızlığını ilan etmesi üzerine Feridun Bey Köçerli,görev yaptığı Gori Yüksek Öğretmen Okulunun,Azerbaycan`ın Gürcüstan`la sınırındaki Kazah kentinde şubesini açmıştı.Azerbaycan`ın kimi önemli kişilklerinin bir kısmı Köçerli`nin o okulundan mezun olmuştur. Ve acı kadere bakınız ki,27 Nisan 1920`de bağımsızlığımızı kaybetmemzden yaklaşık 20 gün sonra Köçerli`yi bir aydın olarak komünist yönetimin çok iyi tanımasına,o yönetimin başında duran Nermian Nerimanov`un bir edebiyat eleştirmeni olan Feridun Bey`e 30 sene boyunca şükran duyguları ifade etmesine rağmen hayatını eğitime,edebiyata ve aydınlığa adamış bir insanın gözlatına alındıktan saatler sonra kuşruna dizilmesini engellenememiştir.Oysa bağımsız cumhuriyetin ilan edildiği anda bir ulus olarak da varlığımızı dünyaya kanıtlamamızın müsebbiblerinden biri de Feridun Bey idi.İzah edeyim...

 

/resimler/2020-9/24/1900492402081.jpg

 

Kafkasya`nın ücra köylerinden yetenekli çocukları toplayarak Gori Yüksek Öğretmen Okulu`nda eğitim vermek Çarlık Rusya`sının Kafkasya politikasının ana unsurlarından biriydi.Ve bizim kaliteli eğitim görerek ulusal bilincimizin şekillenmesinde büyük rolü olmuş aydınlarımızın bir kısmı Gori`den yetişti.Feridun Bey Köçerli 1890`ların ortalarından sadece Gori Yüksek Öğretmen Okulu hocası olarak değil aynı zamanda bir edebiyat eleştirmeni,edebiyat tarihçisi ve ana dilin saflığı uğruna mücadelenin öncü şahsiyetlerinden biri olarak ismini duyurmuştu.Ne kadar etkili bir edebiyat eleştirmeni olduğu Neriman Nerimanov`un 1916`da tıp konuları üzerine kaleme aldığı bir yazıda verdiği örnekten gözükmektedir:

`1895`de `Nadanlık` (`Cahillik`) isimli piyes kaleme aldım.Zat-i Muhteremleri Feridun Bey Köçerli eseri sert biçimde eleştirdi,eline çubuk alarak iyice çubukladı.Fakat onun bu çubuklaması dört sene sonra `Nadir Şah`ın ortaya çıkmasına neden oldu`

Tiflis`in Rus dilli basınında edebiyat konuları üzerine yazıları yayınlanan Feridun Bey Köçerli`nin yaklaşık on beş yıllık araştırma ve derlemelerinin sonucu olarak 1903 yılında Rusça `Azerbaycan Tatarlarının edebiyatı` isimli kitabı ışık yüzü görmüştür.Bu,edebiyat bilimciliğimizin temelini atan ve Tezkirecilikten profesyonel edebiyat bilimine geçmemizi sağlayan ilk yapıttı (Türkçe yayına hazır olan `Oğuz coğrafyasının son Tezkire`si` isimli kitabımın ön sözünde Feridun Bey Köçerli`nin kitabını da işte bu noktadan değerlendirşim.)

Profesyonel edebiyat bilimcilimizin temelini attıktan bir süre sonra bu alanın en saygın kişiliklerinden biri haline gelen Köçerli, Bakü basınında başlatılan `Ana dili,saf ve mütevazi dil` konurlaındaki tartışmalarda ağırlık sergilemiştir.Örneğin,`Türklük` mefkuresinin Osmanlı`da temelini atan Hüseyinzade Ali Bey`in `İkinci yıl` kitabıyla ilgili kaleme aldığı `Yazımız,dilimiz,ikinci yılımız` başlıklı yazısında `Allah Hüseyinzade cenaplarına insaf versin,İstanbul`dan gelerek ana dilimizle ilgili bu karışık tartışmaları başlattı,ortalık allak bullak` oldu sözleriyle İstanbul lehçesini değil toplumun sade dilinin esas alınması görüşünü savunmuştur.Daha sonra bu tartışmalara `Molla Nasrettin` dergisiyle Tiflis`teki Azerbaycan dilli basın da katılacak ve 1908`de ağır baskılar sonucu Bakü`yü terketmek zorunda kalan Hüseynzade Ali Bey,Tiflis`te `Molla Nasrettin` dergisinin sahibi Celil Mehmetkuluzade`yi ziyaret ederek `Haklıydınız, sade yazmayı bilmek gerekir` diye samimi itirafını ortaya koyacaktı.

1905`ten sonra Bakü ve Tiflis basınında dil ve edebiyat konularında etkili yazıların altına imzasını koyan Feridun Bey Köçerli,bu alanın en otoriter ismi haline gelmiş,onun imzasıyla çıkan en ufak yazı bile Kafkasya`nın

aydın kitlesinin dikkatini çekmişti.Örneğin,edebiyatımıza `Millet,sınıf,devrim` kavramlarını getiren ünlü şairimiz Mirza Ali Ekber Sabir`in sağlık durumu kötüleşnce Feridun Bey Köçerli,Mayıs 1911`de `Molla Nasrettin` dergisi imtiyaz sahibi Celil Mehmetkuluzade`ye dergide acilen yayınlaması için mektup göndererek Sabir`e gereken yardımı yapmayan milletimizi şu sözlerle eleştirmişti:

`Sabrin tabında bir o kadar zariflik ve dilinde öyle bir letafet vardı ki,güldüre güldüre ağlatıyor ve ağlata ağlata güldürüyor.Bizi derin fikre salan, bizim bu kadar bi himmet,bi gayret olmağımızdır ki,kadir bilmeyeğiimiz ve emek yitirmeğimizdir... Bizi bu kadar geri salan sebeplerden biri de bu gaflet ve bu kiymet blmezliğimiz değil mi?Şimdi yine urefa ve ehl-i kalemimiz rücu edip hasta şairimize maddi yardımda bulunmayı temenni ediyoruz ve bu yardım ne kadar fazla olursa,bir o kadar iyi ve faydalıdır`

 

/resimler/2020-9/24/1901248027663.jpg

 

Bu mektubun yayınlanmasıyla Kafkasya`nın her tarafından Mirza Ali Ekper Sabir`in ünvanına yardımlar geliyor fakat Şark`ın uyanışının en büyük şairi tüm gayretlere rağmen kurtarılamayarak 12 Temmuz 1911`de hayata veda ediyor.Sabir`in vefat haberini `Malumat` gazetesinden öğrenen Feridun Bey`in, gazetenin 3 Ağustos tarihli sayısında yayınlanan kısa taziye yazısında şu noktaya dikkat çekilmişti:

`Biraderim Sıhhat`ın verdiği kara haberi okudum.Birkaç dakika gözlerime karanlık çöktü,bila ihtiyar gazete elimden yere düştü...Sabir gitti,bizi de göğsü dağlı ve yüreği gamlı,hasrette koydu`

1910`ların başlarından itibaren Feridun Bey Köçerli milli düşüncemizin şekillenme sürecinin bağımsız cumhuriyet sürecine evrilmesinde önemli rol oynamıştır. Mirza Ali Ekper Sabir`in

`Kim ki insanı sever aşığ-ı hürriyet odur

Çünkü hürriyet olan yerde de insanlık olur`

mısralarını bağımsız devlet felsefesinin temeline alan Mehmet Emin Resulzade,aydınlarımızın görüşleriyle de o felsefeyi zenginleştirmişti.Ve fikir dünyamızın otorite isimlerinden biri durumundakı Feridun Bey Köçerli 28 Mayıs 1918`de Şark`ın ilk Cuhmhuriyeti olan bağımsız devletimizi ilan eder etmez görevini sürdürdüğü Gori Yüksek Öğretmen Okulu`nun sınırdaki Kazah kentimizde şubesini açmak için kolları sıvamış ve henüz Bakü Darülfünunu açılmadan önce müdürlük yaptığı Kazah Yüksek Öğretmen Okulu`nda milli devletimize hizmet edecek gençler yetiştirmiş, Kazah Yüksek Okulunu,Milli devletimizin güvendiği önemli bir eğitim mabedi durumuna gelmişti..Azerbaycan`da iktidarı Rusya destekli bolşeviklerin ele geçirmesinden kısa süre sonra Okulun kurucu müdürü Feridun Bey Köçerli gözaltına alındıktan kısa süre sonra kurşuna dizilmiştir.Feridun Bey`in kurduğu Yüksek okul 1940 yılına kadar Eğitim Yüksekokulu adıyla faaliyetini sürdürmüştür...

Aslında Feridun Bey Köçerli`nin kaderi büyük ölçüde ulusal bilincimzin şekillenmesi ve bağımsız devletimiz uğruna mücadele eden aydınlarımızın çoğunun hayat yazgısıyla aynıdır.

Var mı dünyada bu gibi örnekleri?Kuşkusuz vardır ama bu kadar fazla olacağına hiç inanasım gelmiyor.

Bu yazıyı bitirmek gerçekten çok zor oldu.Feridun Bey Köçerli`nin babamdan bana kalma kitabına bir daha bakarak kendisine Allah`tan rahmet dileyeyim en iyisi...

 

Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Yazarın Diğer Yazıları
`Mezarı bulunamayan milli bir bilgin` (15 Ekim 2020 - Perşembe)
Şiirden bilime bir Bahtiyar (11 Eylül 2020 - Cuma)
Belgesiz konuşmayan, yazmayan bilgin (04 Eylül 2020 - Cuma)
Bilimin Beyefendisi: Ali İsa Şükürlü (13 Ağustos 2020 - Perşembe)
Bitmemesi gereken yazı (06 Ağustos 2020 - Perşembe)
Bilim adamı mı hazine mi? (31 Temmuz 2020 - Cuma)
Bir ömür nasıl bu kadar hareketli geçer? (16 Temmuz 2020 - Perşembe)
Ömrün vefa etmediği bilgin (02 Temmuz 2020 - Perşembe)
“Bakü”den Tebriz”e yaya giderim” (25 Haziran 2020 - Perşembe)
Marksist sistemin ulusalcı filozofu (05 Haziran 2020 - Cuma)
“Kriter şahsiyettir” (21 Mayıs 2020 - Perşembe)
Hep ön cephedeki bilim adamı (08 Mayıs 2020 - Cuma)
Dil´in derin gözlemcisi (30 Nisan 2020 - Perşembe)
HOCAM (22 Nisan 2020 - Çarşamba)
“İsmim Tevfik Fikret´ten geliyor” (16 Nisan 2020 - Perşembe)
“Göster Ekrem Cafer´e….” (08 Nisan 2020 - Çarşamba)
Unutmayalım (21 Şubat 2020 - Cuma)
Sayfa:
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
DOLAR
8.1211
EURO
9.5974
İstanbul için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
06:34 08:20 13:17 15:37 17:55 19:29
Çok Okunanlar
Çok Yorumlananlar
Röportaj Tüm Roportajlar
Tahta Kaşıklar: Mutfakta kullanılan tahta kaşıklar renklerini çabucak kaybeder, kahverengine dönüşürler. Bunu bir dereceye kadar önlemek istiyorsanız, tahta kaşıkları, duru suda iyice ıslattıktan sonra kullanırsanız daha iyi netice alırsınız.

Püf noktası
Napolyon ve Hitler´in Doğum tarihleri arasında 129 yıl vardır. Dahası, her ikisinin iktidara gelme tarihleri arasında da 129 yıl vardır. En garip olanı ise, her ikisinin Rusya savaş ilan etme tarihleri arasında da yine 129 yıl vardır... Bitmedi, her ikisinin de Rusya´ya mağlup olma tarihleri arasında da 129 yıl bulunmaktadır.

İlginç bilgiler