Menü Yeni Dünya Gündemi
Tarih: 07.10.2014 15:20
Avrasya Entegrasyonunda Kafkas Etmeni

Avrasya Entegrasyonunda Kafkas Etmeni

Facebook Twitter Linked-in

Sergei Markedonov *

Avrasya entegrasyonu, Rusya’nın halihazırdaki kilit dış politika önceliklerinden biridir; ve uluslararası arenadaki gücünü artırmasının bir aracı olarak görülmektedir. Başkan Vladimir Putin’in de söylediği gibi, “çağdaş dünyanın kutuplarından biri haline gelebilecek ve güçlenen Asya-Pasifik bölgesini Avrupa’ya bağlamada etkin bir rol üstlenebilecek güçlü ve ulus-üstü bir birlik modeli öneriyoruz.”

Sovyet-sonrası bölgenin büyük çapta yeniden tasarlanmasına dair olasılıklar ise, Temmuz 2010’da Gümrük Birliği anlaşmasının yürürlüğe girmesinden sonra ortaya çıktı. Bunun ardından, Rusya’nın ve onun en yakın ortakları olan Belarus ve Kazakistan’ın Avrasya entegrasyon projesini kurumsallaştırmak üzere üç buçuk yıllık çabaları gündeme geldi. Böylelikle, diğer eski Sovyet cumhuriyetlerinin, çekirdek “üçlü birliğe” katılma olasılıklarının önü açılmış oldu.

Son aylarda, Avrasya entegrasyonuna yönelik sorunlar ve olasılıklar, Ukrayna’daki ayaklanmalar bağlamında yeniden ve geniş çaplı tartışılır oldu. Kiev, Avrupa Birliği ve Doğu Ortaklığı üyelerinin Vilnius’taki zirvesinin arifesinde Avrupa Birliği ile paraf edilmiş Ortaklık Anlaşması’nı bozunca, ülke içinde büyük çaplı bir siyasi kriz patlak verdi. Bununla birlikte, bunun ardında uluslararası ilişkilerle mutlaka bağlantılı olmayan başka sebepler de vardı. Kriz, bir kez daha Rusya ile Batı arasındaki ayrılığı vurgulamış oldu: Rusya, Sovyet-sonrası bölgeyi özel ve ayrıcalıklı çıkarların olduğu bir bölge olarak görürken, Batı ise buradaki “jeopolitik ve enerji çoğulculuğunu” desteklemeyi hedeflemekte, bu şekilde Rusya’nın önde gelen ve bazen dışlayıcı rolünü asgariye indirmeye çalışmaktadır.

SOVYET-SONRASI ALANDA EN ÇALKANTILI BÖLGE

Avrasya entegrasyon projesinin olasılıkları ve kısıtlamaları hakkındaki tartışmalar; her ne kadar önemli görünseler de, Ukrayna olaylarıyla sınırlandırılamaz. 2013 yılında Rusya-Amerika ilişkilerindeki gelişmeler, Güney Kafkasya’nın Sovyet-sonrası bölgenin yeniden tasarlanmasında kayda değer önemi olduğunu gösterdi. Olası etnik-siyasi çatışmalar ve Ukrayna’nın varsayımsal olarak ikiye ayrılması gibi konular tartışmaların gündemindeyken, Kafkasya, eski Sovyetler Birliği’nin en tehlikeli ve öngörülemeyen kötülük yuvası olarak bugün bile görülebilir. Kafkasya, yaşanan sekiz silahlı çatışmanın altısının gerçekleştiği coğrafyadır ve bu sorunlardan hiçbirisi henüz çözülmemiştir. Dahası, etnik-siyasi çatışmanın çözümünün ne olduğuna dair farklı yorumlar söz konusu. Rusya açısından, Abhazya ve Güney Osetya’nın bağımsızlığının tanınması, çatışmadan çıkmanın bir yoludur; ancak Gürcistan bu çözümü bir “işgal” olarak görmektedir. Ermenistan açısından Yukarı Karabağ’daki Ermeni toplumunun kendi kaderini tayin etmesi, Azerbaycan ile yaşanan gerginliğin çözümünün tek yoludur; bu da, ayrılan bölgenin yeniden entegrasyonunu tek fırsat olarak kabul eder.

Mevcut dört fiili durumdan üçü bölgede konuşlanmıştır. Bağımsız devletler olarak eski otonom bölgelerin tanınması için ilk öncül, Kafkasya ile yaratıldı. Her ne kadar uluslararası meşrulaştırma süreci yavaşlamış olsa da, Abhazya ve Güney Osetya’nın resmi düzeyde tanınmasına en çok karşı çıkanlar bile; bunun, anlaşmazlıkları çözmek ve istikrar sağlamak (veya istikrarı bozmak) açısından ne kadar önemli olduğunu kabul ediyorlar. Bu durum; Gürcistan-Rusya arasındaki “beş günlük savaş”la sonuçlanan Rus-Fransız devlet başkanları arasındaki anlaşmanın bir parçası olarak, Abhazya ve Güney Osetya’nın temsilcilerinin 2008 yılında başlatılan Cenevre güvenlik görüşmelerine katılımıyla ortaya çıktı.

Komşu devletlerin birbirleriyle diplomatik ilişkilerinin bulunmadığı eski SSCB arasındaki tek bölge burası. Bu devletler; Ermenistan-Azerbaycan, Rusya-Gürcistan; ve Ermenistan-Türkiye. Ermenistan’ın Türkiye ve Azerbaycan ile olan sınırları kapalı. 2015 yılında bölgede başlatılan Bakü-Tiflis-Kars demiryolu –ki halihazırda inşaat halindedir- Ermenistan’ın tecrit halini daha da artıracak. Öte yandan, Nahçıvan, Azerbaycan’ın dış toprağı olmaya devam ediyor ve bu toprakla sadece bir hava bağlantısı var.

Güney Kafkasya’nın Rusya açısından özel bir önemi söz konusu. Keza, burası, kendi başına bir “Kafkas” toprağı. Kuzey Kafkasya cumhuriyetlerinin toplam toprağı, Trans-Kafkasya’daki tüm bağımsız devletlerden daha geniş. Abhazya, Güney Osetya ve Yukarı Karabağ’daki etnik-siyasi anlaşmazlıkların yanı sıra radikal İslamcı görüşlerin yaygınlaşmasının da Rusya’nın iç güvenliği üzerinde doğrudan bir etkisi bulunuyor. Etnik anklavlar ve dış topraklar sorunu ise, Moskova ile Bakü arasındaki ilişkilerde en hassas meseledir ve Rusya’nın Kuzey Kafkaslardaki durumunu etkilemektedir.

KAFKASLAR: AVRUPA İLE AVRASYA ARASINDA BİR TERCİH

Avrupa veya Avrasya çapında olsun fark etmez, herhangi bir projenin uygulanması, Kafkaslardaki koşulların kendine has niteliklerinin bilinmesini gerektirir. Çünkü Sovyet sonrası yapılanmadaki herhangi bir değişim, Sovyet-sonrası en çalkantılı bölgedeki mevcut statükoyu etkilemektedir.

2013 yılında, üç Kafkasya ülkesi, Avrupa ile Avrasya arasındaki tercih yapılmasına ilişkin üç farklı seçeneği belirlediler. Gürcistan Avrupa Birliği ile bir Ortaklık Anlaşması’nı parafe etti ve hükümet ile devlet başkanının birbiri ardı sıra yer değiştirmesine rağmen Rusya ile ilişkilerin normalleşmesi yönündeki gidişatı teyit etti. Ermenistan ise, Gümrük Birliği’ne katılacağını belirtti. Gürcistan’ın iki eski otonom bölgesi olan Abhazya ve Güney Osetya ise –ki buralardaki bağımsızlık Moskova tarafından tanınmıştır- Avrasya yönelimini kilit öncelikleri olarak yineledi.

Azerbaycan ise “orta yolu” seçti. Avrupa Birliği ile ortaklık ilişkilerine hazır olmadığını söyledi. Ancak Azeri yetkililer, yine de Vilnius zirvesine katıldılar ve basitleştirilmiş vize rejimi konusunda AB ile anlaşma imzaladılar. Azerbaycan, Gümrük Birliği’ne katılıma dair herhangi bir ilgi göstermedi; ancak geçtiğimiz sene Moskova ile Bakü arasında, büyük oranda Rusya’nın işlettiği Gabala radar istasyonu konusunda uzlaşıya varılamamasından kaynaklanan olumsuz gidişat sona erdi. Vladimir Putin’in Azerbaycan ziyareti, bir dizi meselede –askeri işbirliği de buna dahil- gelişmiş ikili ilişkilerin bir sembolü haline geldi.

Sonuç olarak, (fiili bağımsız devletlerin yanı sıra) üç Kafkas devletinden sadece Ermenistan Avrasya entegrasyonundan yana tercihini ortaya koydu. Bununla birlikte, söz konusu karar, ülkenin lider kadrosunun net ve tutarlı bir tercihi olarak görülemez. Nisan 2012’de Ermenistan başbakanı Tigran Sargsyan, ülkesinin Gümrük Birliği’ne katılımının “ekonomik olarak uygunsuz” olduğunu ve “Gümrük Birliği haricinde işbirliği biçimlerini” araştırdığını söyledi.

2013 yılı yaz döneminde ise (yani Ermenistan cumhurbaşkanı Serzh Sargsyan’ın Ermenistan’ın Gümrük Birliği’ne katılım fikrinin açıklandığı Moskova ziyaretinden kısa süre önce) Ermenistan Dışişleri Bakan yardımcısı Shavarsh Kocharyan, “diğer üye ülkelerle ortak sınırları olmaksızın gümrük birliği üyesi olan başka bir ülke olmadığını” belirtti. Bununla birlikte, Erivan, Avrasya entegrasyonunu tercih etti; AB ile geçtiğimiz Kasım ayında Ortaklık Anlaşması’nı parafe etmeyi reddetti. Ermenistan’ın verdiği kararda Moskova’nın rolü şüphe götürmez. Putin’in Gümrü ve Erivan’a Aralık 2013’te gerçekleştirdiği ziyaret, Rusya’nın Ermenistan yönüne doğru kayma potansiyelinin simgesel bir göstergesi olarak ortaya çıktı.

Bu durum, beraberinde bir dizi önemli soruyu da gündeme getiriyor: Moskova, Avrasya entegrasyon projelerini geliştirmede Bakü yerine niçin Erivan’ı tercih ediyor? Ermenistan ve Rusya’nın ortak bir sınırı yok; ancak Azerbaycan’ın Rusya ile stratejik açıdan önemli olan Dağıstan bölgesinde sınırları var; ve hem Rusya hem de Azerbaycan’ın paylaşmaları gereken bir Hazar Denizleri söz konusu. Peki, Ermenistan’ın Gümrük Birliği’ne katılımı, Trans-Kafkasya bölgesindeki Avrasya entegrasyon projesinin güçlenmeye başladığının bir habercisi olabilir mi? Bu karar, Avrupa –veya daha geniş kapsamda söylemek gerekirse- Batı’nın Ermenistan dış politikasındaki ağırlığının sona erdiği anlamına mı geliyor? Peki Tiflis ve Bakü de onun izinden gidecek mi?

Ermenistan’ın Gümrük Birliği’ne katılımı, Yukarı Karabağ anlaşmazlığının gelişimini ne oranda etkiliyor? Azerbaycan’ın güçlenen Rus-Ermeni işbirliğinden dolayı dezavantajlı bir pozisyonda olacağını söylemek (ki bu da, şayet Ermenistan diğer Avrasya projelerine katılmaya devam ederse, kaçınılmaz bir sonuçtur) doğru olur mu? Sargsyan’ın Eylül ayındaki kararı, sadece Ermenistan’ın değil Rusya ve Azerbaycan’ın da aslında kararlarını vermiş olduğu anlamına gelir mi? Bakü’nün AB ve NATO’ya yakınlaşmaktan başka alternatifi olmadığını artık düşünmek doğru olur mu? Artan Rus-Ermeni işbirliği, Rus-Gürcü ilişkilerinin normalleşmesine nasıl etkide bulunacaktır?

Bu soruları yanıtlamak için (ve Kafkas devletlerinin pozisyonunu daha iyi anlamak için), Rusya’nın güncel entegrasyon gündeminin özelliklerini (en azından özet bir şekilde) gözden geçirmek gerekir. Diğer türlü, bölgedeki kilit oyuncuların motivasyonları anlaşılamaz.

Batı’da birçok siyasetçi ve uzman, Gümrük Birliği’ni ve önerilen Avraysa Birliği’ni, SSCB’nin gücünü yeniden kurmak veya Rusya’nın imparatorluk nüfuzunu geri getirmek doğrultusunda ortaya konan çabalar olarak görüyorlar. ABD’nin eski Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, Rusya’nın Sovyet-sonrası bölgedeki politikası hakkında yorum yaparken “yeniden Sovyetleştirme” terimini bile kullanmıştı. “Bu bölgeye Gümrük Birliği ismi verilecek; Avrasya Birliği olarak anılacak,” demiş ve eklemişti: “Ancak hataya düşmeyelim. Burada amacın ne olduğunu hepimiz biliyoruz ve bu süreci yavaşlatmak veya engellemek için ne tür etkin yollara gidebileceğimizi düşünmeye çabalıyoruz.”

Aslında, bu tür bir değerlendirme, gerçekten oldukça uzakta. “Yeniden Sovyetleştirme” süreci, ilgili bir ideolojiyi gerektirirken, Gümrük Birliği ve –her ne kadar tamamen ekonomi odaklı olmasalar da- diğer Avrasya projelerinin değerleri değil ulusal çıkarları korumayı hedefliyor. Vladimir Putin’in kaleme aldığı “Avrasya’ya Yönelik Yeni Entegrasyon Projesi: Gelecek Kurgulanıyor” başlıklı makalesinde, Sovyet-sonrası dönemin sona erdiği, muğlaklıktan uzak ve net bir şekilde ifade edilmiştir. “Boşanma” (Sovyetler Birliği’nin dağılmasından söz ederken sıklıkla kullandığı bir kelimedir) tamamlanmıştı. Moskova, Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT) gibi önceki önceliklerin yerini alması amacıyla, Sovyet-sonrası bölgenin çeşitlenmesi ve Avrasya bölgesinde yeni ve bölge-dışı oyuncuların ortaya çıkması karşısında yeni bir gündem arayışı içerisindedir. Tarihsel hatıralar temelinde kurulan bir örgüt yerine, Rusya, etkin ve işlevsel bir birlik yaratmak istemektedir. Böylelikle, Kremlin’in güvendiği ve müttefik olarak gördüğü
kesimler bir araya gelecektir – rastgele yolları kesişmiş seyahat arkadaşları değil. Bu durum, tarafların farklı yönelimli veya çatışan çıkarlar (örneğin, Ermenistan veya Azerbaycan arasında olduğu gibi) üzerinde uzlaşıya varmak üzere çok fazla zaman geçirmelerini gerektiremeyen, veya geçinmeleri pek kolay olmayan Ukrayna, Moldova veya Türkmenistan gibi ortakların “özel fikirlerini” dikkate alan kompakt bir çerçeve, hatta “BDT’ye yakın bir oluşum” olarak tanımlanabilir.

ERMENİSTAN VE AZERBAYCAN ARASINDA KALAN RUSYA: İTTİFAK VE ORTAKLIK

Bu durum, büyük ölçüde, Moskova’nın Gümrük Birliği ortağı olarak niçin –ortak sınırı olsa da- Azerbaycan’ı değil de Ermenistan’ı tercih ettiğini açıklıyor. Temmuz 2012’de Rus parlamentosunun sözcüsü olan Sergei Naryshkin, Azerbaycan’ın Gümrük Birliği’ne katılımı meselesinin gündemde olmadığını söylemişti. Bununla birlikte, söz konusu mesele, sadece Kremlin’in arzularına bağlı değil. Bakü, Gümrük Birliği gibi Rusya’nın egemenliğinde olan kurumlar konusunda son derece temkinli; ve bu örgüt hakkındaki tavrını birçok kez net bir şekilde ifade etti. 16 Temmuz 2013 tarihinde, Azerbaycan Devlet Gümrük Komitesi GTK’nın başında bulunan Aidyn Aliyev, ülkesinin Gümrük Birliği’ne katılmadığını belirtti. Bu tavır, Gümrükler İşbirliği Konseyi’nin bir oturumunda ve Brüksel’deki Dünya Gümrük Örgütü anamerkezinde gerçekleşen Küresel Vergi Zirvesi’nde seslendirildi.

Bu şüpheciliğin ardındaki sebebin fark edilmesi ise pek zor değil. Bugün Azerbaycan’ın dış ve iç siyaset önceliği, toprak bütünlüğünün yeniden sağlanmasıdır. Bakü, askeri güce başvurmadaki hazırlığını açıksözlü bir şekilde belirtiyor. Ancak, siyaset, mümkün olanın sanatı. Dolayısıyla, Azerbaycan’daki lider kadrosu, belagat yapıp aynı pratikleri uygulamaya çabalamıyor. Ulusal bütünlük, Hazar devletinin tüm dış politika adımlarının gerisindeki hedeftir. Azerbaycan’ın Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü’ne ve Şangay İşbirliği Örgütü’ne veya diğer Avrasya entegrasyon projelerine katılımı, çok arzu edilen hedefe onu yakınlaştırmıyor. Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü, bir güvenlik kurumu ve beraberinde jeopolitik bir rakibiyle birlikte bu kuruma katılmak, somut sonuçlar getirmeyecektir. Şangay İşbirliği Örgütü’nün faaliyeti ise, öncelikli olarak, Orta Asya sorunlarına odaklanıyor. Gümrük Birliği konusunda ise, Bakü, enerji alanında Batı ile stratejik temaslarını sonlandırmaya pek yanaşmıyor; keza güvence altına
alınmamış ancak potansiyel ekonomik avantajları kaçırmak istemiyor.

20 Eylül 2014 tarihi, Azerbaycan’ın “Yüzyılın Sözleşmesi” olarak bilinen ve petrol alanının 12 devini bir araya getiren sözleşmeyi imzalamasının 20.yıldönümü. Bu anlaşma; üç petrol sahasında ortak geliştirme çabalarını öngörüyor. Son yirmi yılın en büyük iş sözleşmelerinden biri olarak, Azerbaycan’ın dış ekonomik faaliyeti ve dış politikasının temeli olmaya devam ediyor. Bakü, stratejisini, SSCB’yi yeniden inşa etmek için “petrol ve doğal gaz silahını” kullanmaya çabalayan bir “enerji imparatoru” sıfatıyla, ABD’nin ve AB’nin Rusya hakkındaki fobilerine uygun olarak düzenledi. Azerbaycan’ın Batı nezdinde “Rusya’ya karşı bir enerji alternatifi” olarak olumlu imajı, Baki-Tiflis-Ceyhan ve Bakü-Tiflis-Erzurum projeleriyle birlikte daha da güçlendi. Bakü onları hiçbir zaman elinin tersiyle itmeyecek – en azından kendi isteğiyle yapmayacak. Bu etmen (şayet Erivan Vilnius’ta AB ile Ortaklık Anlaşması’nı parafe etmiş olsaydı, Azerbaycan ve Avrupa’nın stratejik enerji ortaklığı devam edecekti) Sezh Sargsyan’ın Gümrük Birliği’ne katılım kararında önemli bir rol oynadı.

Dahası, Ermenistan ile ortaklıklara katılım, Yukarı Karabağ konusundaki mevcut statükoyu güçlendiriyor; ki bu da Bakü açısından hoş karşılanmayan bir durum. Dolayısıyla Moskova’nın Azerbaycan’ı stratejik bir müttefike dönüştürmek konusunda herhangi bir fırsatı yok. Komşu ile avantajlı işbirliği ise bir başka mesele. Rusya, elindeki yetenekler ve fırsatları artırmak için Azerbaycan’la işbirliği yapıyor. Bu durum, Vladimir Putin’in geçtiğimiz sene Bakü ziyaretiyle ortaya çıktı. Taraflar, birbirlerini karşılıklı destekleri ve ortaklık kurmanın önemi konusunda temin ettiler; ancak gündemde herhangi bir stratejik ittifak olmadığını da net bir şekilde ortaya koydular.

Kuramsal olarak bu tür planlar, ancak Moskova Ermenistan ile müttefik ilişkilerine son verseydi ve beriki de, Yukarı Karabağ ile mevcut statükodan vazgeçme konusundaki kararlılığını ifade etseydi, gerçekleşebilirdi. Ancak, bu durum, öncelikli olarak Bakü’nün Türkiye, Avrupa Birliği ve ABD’yle olan avantajlı enerji ortaklığını sonlandırmayacak. İkinci olarak ise, bu durum, Rusya’nın bir zamanlar Gürcistan’ı kaybettiği gibi Ermenistan’ı kaybetmesiyle sonuçlanacak. Öte yandan, Azerbaycan’ı kendi safına getirebileceği konusunda tam bir güvence de yok.

Kremlin, bu sebeplerin oldukça farkında; dolayısıyla Ermenistan ve Azerbaycan ile ilişkileri inşa etmede ayrı politika yaklaşımlarını biliyor. Ekonomik (2013 yılı sonu itibariyle, Rusya, Ermenistan ekonomisindeki tüm doğrudan yatırımların %40’ına karşılık gelmektedir) ve siyasi (Ermenistan, Rusya’nın Gümrü’deki 102.askeri üssüne ev sahipliği yapmaktadır) olarak Rusya’ya bağımlı olan Ermenistan açısından, Rusya, Avrasya entegrasyonu sunuyor. CSTO gibi mevcut çerçeveleri takip etmek ve tamamlamak için mantıksal bir takip ve tamamlayıcı olarak kabul edilmektedir. Azerbaycan açısından Rusya, seçili alanlarda ortaklık sunuyor ve bu süreçte ortakların –örneğin enerji projelerindeki rekabette- farklı tavırları olabileceğini biliyor. Moskova, Bakü’nün çeşitlendirilmiş dış politikasını kabulleniyor.

Rusya, bu politikayı birkaç yıldır sürdürüyor; ve 2013 yılında yaşanan olaylar, bu eğilimi daha da güçlendirdi. Bu durum, Bakü’nün Serzh Sargsyan’ın Gümrük Birliği’ne katılım konusundaki açıklamasına verdiği temkinli tepkiyi büyük ölçüde açıklar nitelikte. Azerbaycan, Gümrük Birliği açıklamasının, Yukarı Karabağ’daki statükoyu güçlendirecek yollardan sadece biri olduğunu da biliyor, çünkü yaptığı tüm açıklamalara rağmen AB’nin bu eski sorunu çözmek için elinde halen net alternatifi yok. Peki, bu durum, Bakü’nün şimdi rotasını kararlı bir şekilde NATO ve AB’ye çevireceği anlamına mı geliyor?

Bununla birlikte, böylesi bir sonuca varılması, olayların aşırı basitleştirilmesi anlamına gelir. AB ve NATO ile yakın bağlar kurulmasının önünde iki ciddi engel var: Birincisi, Azerbaycan’ın siyasi sistemi. Keza, Bakü, demokratik normlardan ayrılması konusunda ender olarak eleştirilir (Gürcistan ve Ermenistan’ın aksine). Ancak bu demek değildir ki, sorun, gündemden düşmüş durumda. Şu anda sahne ışıkları altına girdi ve daha sonra da Bakü’nün olumsuz tepkisine neden olacak. İkinci kısıtlama ise; İran meselesi ve onun olası olumsuz etkileri. Azerbaycan, güney komşusuna yönelik olarak herhangi bir müdahaleye dahil olmaktan nefret ediyor; bu senaryonun maliyetleri ve tehlikesinin oldukça ayrımında. Bakü’nün Suriye’ye yönelik olası bir askeri saldırı konusundaki tavrı, Amerika’nın bir diğer ortağı olan Gürcistan ile kıyaslandığında, oldukça temkinli. Dolayısıyla Azerbaycan’ın lider kadrosu da, Rusya ile temas kurmak konusunda temkinli davranıyor. Rusya etmenine bir denge unsuru olarak ihtiyacı var keza...

Sonuç olarak, Ermenistan’ın Gümrük Birliği’ne katılımı ne aşırı abartılmalı ne de dramatize edilmeli. Bu, sadece, daha önceki jeopolitik eğilimlerin mantığının bir uzantısıdır (eğer sorunların özüne bakarsak, şekilde saplanıp kalmazsak). Rusya, Erivan ile stratejik ittifakını sürdürüyor; bir yandan da Bakü ile ortaklığa devam ediyor. Bakü ise, kendi tarafında, Batılı büyük şirketler ve devletlerle enerji birliği taahhüdünde devam ediyor; bir yandan da Rusya ile ikili ilişkilerinde belli bir denge tutturmak istiyor.

ERMENİSTAN VE GÜMRÜK BİRLİĞİ: OYUN SONA MI ERDİ?

Ermenistan’ın Avrasya tercihi, Avrupa yöneliminden tamamen vazgeçildiği şeklinde yorumlanmamalı. Erivan’da yaşayan analist Sergey Minaşyan’a göre; “Ermenistan, Avrupa entegrasyon sürecine devam edecek; ancak bunu, bir yandan AB’ye herhangi bir taahhütte bulunmaksızın, diğer yandan AB’den herhangi bir siyasi veya mali yardım almaksızın” gerçekleştirecek.

Erivan’ın bu çizgide ilerlemeyi sürdürmesinin ardında en az üç gerekçe var:

(1) Azerbaycan’ın Batı vektörünü tekeline almasını ve Yukarı Karabağ çatışmasını Batı ile Rusya arasındaki bir “arabuluculuk savaşı” olarak yeniden biçimlendirmesini istemiyor.
(2) Ermenistan, ABD ve Fransa’daki nüfuzlu diasporaların etkisini kullanarak Bakü ve Ankara’nın çabalarını nötralize edebilir.
(3) Erivan’ın dış politika desteğine ihtiyacı var; keza Gürcistan ile Rusya arasındaki çatışmanın yeniden kızışmasından korkuyor (Gürcistan, coğrafi olarak Ermenistan’ı Rusya ile bağlantılandırıyor).

Süregiden Ermenistan-Gürcistan sınırının AB programı dahilinde modernleştirilmesi çalışmaları, Batı ile işbirliği yönündeki ilerleyişin devam ettiğinin net bir işareti. 62 milyon Euro’luk program, Airum istasyonunda bir demir yolu araç otomatik kontrol sistemi kurulmasını ve Bagratashen-Bavra-Gagavan hattında bir denetim noktasının yeniden teçhizatlandırılmasını öngörüyor. Bu planlar dahilinde, AB, Türkiye ile İran arasındaki sınırların modernleştirilmesine yardımcı olacak. (Projenin fizibilite çalışması ise, yaklaşık yarım milyon Euro tutuyor)

Ermenistan’ın Avrasya hedeflerine gelirsek; Gümrük Birliği’ne üye ülkeler arasında bazı çelişkilerin olduğunu not etmekte fayda var. Söz konusu çelişkiler, Aralık 2013’te Avrasya Yüksek Ekonomik Konseyi’nin oturumu sırasında vurgulandı. Bu konsey sırasında Ermenistan, Gümrük Birliği üyeliği yol haritasını imzaladı. Özellikle, Kazakistan devlet başkanı Nursultan Nazarbayev –ki kendisi Rusya’Nın bir diğer stratejik müttefikidir- Ermenistan’ın Gümrük Birliği’ne katılımının Yukarı Karabağ meselesini ön plana çıkardığını vurguladı.

Kendinden menkul Yukarı Karabağ Cumhuriyeti, fiili olarak, Ermenistan ile ortak bir sınıra sahip olup, ayrıca ortak savunma, güvenlik ve ekonomik sistemleri de var. Ermenistan’ın Gümrük Birliği’ne fiili olarak (yasal olarak değil) girişi, Yukarı Karabağ Cumhuriyeti’nin de entegrasyona dahil olduğu anlamına geliyor. Bu çerçevede, Nazarbayev, Yüksek Avrasya Konseyi’nin Moskova’daki ve daha önce de Belarus’un başkenti Minsk’teki toplantıları sırasında bu konudaki muhalif görüşünü ifade etmişti.

Kazakistan’ın tavrını savunmak üzere en az iki argüman ortaya atılıyor. Kazakistan, Avrasya politikasının önemli bir boyutu olan Bakü’yle işbirliğini göz önünde bulunduruyor. Kazakistan’ın Kafkasya öncelikleri, büyük oranda, ülke içindeki politika endişeleriyle belirleniyor. Genç ve deneyimsiz bir siyasi kimliğe sahip olan yeni devlet, ayrılıkçılık konusunda oldukça temkinli. Nazarbayev uluslararası hukuk ve dünya siyasetinden ne zaman söz açsa, ayrılıkçı projelerin istikrarsızlığı ve belirsizliği tetiklediğini vurguluyor.

Bu endişeler ise, Astana’nın “özel fikri”ni açıklıyor ve bu fikir, Moskova’nın Gürcistan’ın sorunları karşısındaki yaklaşımından farklılaşıyor. Hiç şaşırtıcı olmasa gerek, temkinli biri olan Nazarbayev, Ermenistan’ın Gümrük Birliği üyeliğine atfen, Yukarı Karabağ etrafında statükonun kurumsallaşma olasılığını desteklememeyi tercih ediyor. Kasım 2013’te Kazak cumhurbaşkanı, ülkesinin “özel fikri” konusunda ısrarcı olmadı; ancak bu fikri kamuoyuyla paylaştı. Nazarbayev, bu konudaki tavrını kolay kolay unutmayacak ve ileride bunu yineleyebilir.

AVRASYA ENTEGRASYONU VE GÜRCİSTAN ETMENİ

Gürcistan bugün Avrasya entegrasyonundan en uzakta; Avrupa entegrasyonuna ise en yakın noktada. Litvanya’nın başkentindeki Doğu Ortaklığı Zirvesi sırasında Gürcistan, AB ile bir Ortaklık Anlaşması parafe eden tek Kafkas ülkesi oldu. Bu süreç, Temmuz 2013’te sona eren üç yıllık görüşmelerin sonunda gerçekleşti. 22 Kasım 2010 tarihinde ise, Gürcistan ve AB, geri kabul anlaşması imzaladılar ve bu süreç, Transkafkas devleti vatandaşları için vize rejimini kolaylaştırırken, düşük vize fiyatlarını ve vize başvurularının gözden geçirilmesi için öngörülen süreyi güvence altına aldı.

Dolayısıyla, Gürcistan siyasi sınıfı, siyasi ardıllık gösterdi. Ortaklık anlaşması görüşmeleri, Devlet başkanı Mikheil Saakaşvili zamanında başlamıştı. O dönemde Birleşik Ulusal Hareket iktidardaydı. Paraflama süreci (teknik ve bilgi hazırlıkları) ve Vilnius’a yapılan ziyaret, Gürcistan Rüyası koalisyonunun iktidara gelmesinden sonra gerçekleşti. Bu mesele, Vilnius toplantısı öncesinde Bidzina İvanaşvili’nin kabinesi tarafından ele alınırken, zirveye İvanaşvili’nin himayesindeki Gürcistan İçişleri eski Bakanı Irakli Garibaşvili’nin yönetimindeki hükümetin temsilcileri de katıldı.

Gürcistan AB ve NATO entegrasyonunu ülkenin stratejik tercihi olarak gördüğü için Gürcü yetkililer, AB ile ortaklık anlaşmasını tarihsel bir olay şeklinde göklere çıkarmada acele ettiler – her ne kadar söz konusu hareket, belgenin otomatik imzalanması veya AB üyeliği anlamına gelmese de... AB ve Gürcistan yetkilileri, sürekli olarak şunu yinelediler: Gürcistan ile Avrupa arasındaki işbirliği, çok daha yüksek bir saydamlık ve demokrasi düzeyine ulaşmalıdır. Ancak taraflar 3 Aralık 2013 tarihinde anlaşmayı parafe ettikten sonra metin AB’nin websitesine kondu.

Gürcistan’ın entegrasyon sicili konusunda tuhaf bir epizot var. Moskova, AB-Gürcistan ortaklığı konusunda daha ziyade pasif davrandı. Kremlin’e göre; Gürcistan’ın toprak bütünlüğünü yeniden sağlamak üzere mekanizmalar sunamayacağı için, lider kadrosunun “işgale son verilmesi” konusunda ısrar ettiği Gürcistan üzerinde nüfuz sağlamayı umamazdı.

Gürcistan’ı el altında tutmak, Rus mercilerinin şu anda kafa yoramayacağı kadar sıradışı araçlar gerektirecekti. Oysaki Rus mercileri, Abhazya ve Güney Osetya’nın bağımsızlığının tanınması ve Gürcistan ile ilişkilerin normalleşmesi (piyasaların Gürcistan’dan gelen soda ve şaraplara açılmasından, askeri söylemin dozajının azaltılmasına dek) noktalarında tatmin olmuşlardı. Rus yetkililer, en azından sözel olarak, kapıları Gürcistan ile Gümrük Birliği’ne veya Avrasya Birliği’ne kapatmıyorlar. Ağustos 2013’te Rusya Başbakanı Dimitri Medvedev, Gürcistan’ın Rustavi-2 televizyonuna, “Gürcistan’ın Rusya’nın komşusu olarak Gümrük Birliği’ni olası bir alternatif olarak göz önünde bulundurabileceğini” söyledi.

Bugün itibariyle, Rusya-Gürcistan ilişkilerinin 2012 Ağustos’tan bu yana normalleşmesi, bazı olumlu sonuçlar doğurdu ve Moskova ile Tiflis arasında pragmatik bir diyalogun başlatılmasına yardımcı oldu. Bununla birlikte, sürecin ilk aşaması –ki bu aşamada, söylemlerin tonu azaltıldı- neredeyse tükenmiş durumda. İlişkilerin fiili olarak donmasının sonrasında bariz bir hal alan ilk süreç sona erdi. İki ülkenin normalleşmenin ikinci aşamasına geçmeleri ve bu aşamada pratik kurumsal adımlara ve az-çok somut yararlara odaklanmaları gerekiyor.

İkinci aşamaya geçiş sürecini uzatmak, normalleşme sürecini sekteye uğratacak ve bu sürece, doğal olarak, zarar verecek. Bu durum, kuşkusuz, Rus-Ermeni ilişkileri ve Kafkaslardaki Avrasya entegrasyonunu da etkileyecek. Negatif senaryoların gerçekleşmesi durumunda Erivan’ın Batı ile işbirliği yönündeki çıkarları artacak (Rusya ve Ermenistan arasında ortak bir sınırın bulunmayışı, ekstra risk doğuruyor). Diğer taraftan, olumlu çözümler (örneğin Abhazya demiryolu hattının üzerindeki engellerin kaldırılması), Ermenistan’ın bölgesel tecrit halini azaltabilir.

Rusya ile Batı arasındaki ilişkilerin daha kapsamlı bir bağlamda ele alınması ise gözardı edilemez. Moskova ile Tiflis arasındaki gerilimin artması durumunda, Moskova her türlü baskının altına girebilir ve olumlu bir senaryo dahilinde pragmatik politikanın sürdürülmesi doğrultusunda fırsatlar ortaya çıkabilir. Bu durum ise, Rusya’nın Gürcistan’daki ekonomik ve insani varlığını güçlendirir. Tüm bunlar, Gürcistan’ın dış politika önceliklerini tersine çevirmeyecek; tam tersine Avrasya ile Avrupa vektörleri arasındaki çelişkileri dindirecek.

Moskova, Avrasya entegrasyonu konusunda Ermenistan ile birlikte oldukça büyük bir ilerleme kaydetmiştir. Azerbaycan veya Gürcistan konusunda ise (bir dizi kısıtlama sebebiyle) herhangi bir entegrasyon planı bulunmamaktadır. Bununla birlikte, Rusya’nın zaferi, tamamlanmış veya tartışmasız olarak görülmemeli.

AB, bir yandan demokratik Avrupa değerlerine başvururken, Rusya’nın sunduğu gibi Ermenistan’a güvenlik garantileri ve mekanizmaları veremiyor. Ayrıca, Gümrük Birliği dahilinde işbirliğinden ekonomik avantajlar sağlamalarını da temin edemiyor. Ne tuhaftır ki, bu durum, Erivan’ın Rusya yanlısı politikasının daha sert bir şekilde eleştirilmesine katkı sağladı. Siyaset bilimci Alexander Iskandaryan, bu kuşkucu kesimin özelliklerini şu şekilde genelledi:

“Yeni bir kuşak doğdu. Onlar için Rusya artık onların kişisel biyografisinin bir parçası değil. bu genç insanlar, ülkelerinin kalkınması için Avrupa vektörünü seçmelerini istiyorlar. Sokaklara dökülecekler, ancak bu eylemler, ancak birkaç bin insanı toplayacak. Dolayısıyla, tüm Ermeniler aynı şekilde düşünmüyorlar. Nüfusun büyük kısmının olan biten hakkındaki bilgisi çok fazla değil.”

Bugün bu kritik söylem (ülke içindeki sorunları ve hükümeti ülkenin Rusya yanlısı jeopolitik tercihiyle ilişkilendirmek) marjinal düzeyde kaldı. Bununla birlikte, gözardı edilmemesi de gerekir. 2017-2018 dönemindeki yeni seçim sürecine giderken, Moskova, Serzh Sargsyan’ın halefinin Rusya yanlısı bir dış politika izlemeye devam edeceğini güvence altına almalı.

Sorun; Rusya-AB-Erivan arasındaki ilişkilerin formatıyla sınırlı değil. örneğin, Ermeniler – Kazaklar arasındaki fikir ayrılıkları, Sovyet-sonrası bölgede kalıcı ve uzun soluklu entegrasyon kurumlarının nasıl olabileceği meselesini bir kez daha gündeme getiriyor. Bu durumda Rusya veya Batı’ya doğru rota kayması o kadar da anlamlı değil. Ortak Sovyet geçmişi ise etkisini yitiriyor. Bir zamanlar “kardeşçe yaşayan cumhuriyetlerin” siyasi çıkarları birbirinden ayrı düşüyor. İki müttefik bile üçüncü bir müttefiki yanlarına katmak noktasında sorunlar yaşıyor.


Kaynak: https://eng.globalaffairs.ru/number/The-Caucasian-Factor-in-Eurasian-Integration-16500

* Sergei Markedonov, Rusya Sosyal Bilimler Devlet Üniversitesi’nin Bölgesel Araştırmalar ve Dış Politika bölümü...




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —