Atina sokaklarında bir Türk dizisi afişi... Yırtılmış ve kirletilmiş... Eleştiriler, Yunan izleyicisini Türk dizilerini izlemekten alıkoymuyor.
Ortak İmza *
Yunan halkı, son aylarda “Muhteşem Yüzyıl” dizisine adeta kilitlenmiş durumda. Kanuni Sultan Süleyman’ın hayatını ve sarayda yaşanan entrikaları konu alan dizi büyük ilgi görünce, ülkedeki milliyetçi kesim alarma geçerek, izleyicilere diziyi seyretmemeleri için çağrıda bulunmaya başladı.
Kimi izleyiciler, Türkiye’deki zenginlerin nasıl yaşadığını seyretmekten keyif aldıklarını ve dizilerdeki İstanbul görüntülerini çok cezbedici bulduklarını ifade ederken, kimileri de sıradan vatandaşların sorunları ve hikayeleri ile kendi hayatı arasında özdeşlik kuruyor.
84 yaşındaki Antionia Thoma, “Sahneler çok karışık. Bir sürü gözyaşı ve dram var. Bir de adam vuruyorlar.” diye özetliyor izlenimlerini. 51 yaşındaki dil öğretmeni Regina Antoniadou ise, Türk dizilerindeki reji ve oyuncuların Yunan televizyonundaki yapımlardan daha iyi olduğunu belirterek, “Dizilerde ülkenin güzelliklerini gösteriyorlar. İnsanda oralara gitme isteği uyandırıyor.” diyor.
Yunan televizyonunda yayınlanan bir diğer Türk dizisi, Dudaktan Kalbe`nin oyuncularından Burak Hakkı, ülkede öyle meşhur ki hayranları onun için 4 bin 500 kişilik bir fan kulübü kurdu. Fan kulübü üyeleri arasından seçilen şanslı yüz kişi, oyuncu ile Boğaz’da mini bir tekne turuna çıkma fırsatı yakaladı. Kendisine gösterdikleri ilgi için Yunan hayranlarına çok müteşekkir olduğunu belirten Hakkı, minnettarlığının bir göstergesi olarak ülkeyi ziyaret etmeye karar verdi.
Muhteşem Yüzyıl’ın Yunanistan’da bu kadar popüler olması, Selanik Piskoposu Anthimos ile neo Nazi Altın Şafak partisini harekete geçirdi. Diziyi kınayan milliyetçiler, Yunan halkından da diziyi izlememelerini istedi. “Kimse Muhteşem Yüzyıl’ı izlemesin.” diyen Anthimos, “Türk dizilerini izlemek, boyun eğmek demektir.” yorumunda bulundu. Ancak ekonomik krizin vurduğu Yunan halkı, bu çağrılara kulak asmak yerine, yasak aşklar, aldatma, aile sadakati ve ihanet gibi unsurlarla süslenmiş gösterişli hikayeleri izlemeyi tercih ediyor.
Türkiye kaynaklı yapımların ülke televizyonlarındaki hakimiyetinin ekonomik bir boyutu da var; zira Yunan kanalları, sıfırdan dizi çekmek yerine, hazır dizileri satın almayı maliyet açısından daha makul bir seçenek olarak görüyor.
Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu (USAK) Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Kamer Kasım’ın temennisi de Yunan halkı ve yönetiminin bu tür ayrımcı görüşlerden etkilenmemesi yönünde. Kasım, hem Türkiye hem de Yunanistan halklarını bu dizileri izlemeye teşvik ederek, bu sayede iki ülke arasındaki kültürel etkileşimin gelişeceğini düşünüyor.
Yunan izleyiciler, Facebook’ta fan kulüpleri kurmakla kalmayıp, hesaplarında Türkçe kelimeler de kullanıyor. Hatta son dönemde dergilerle birlikte Türkçe öğrenim CD’leri dağıtılmaya başlandı. Kadir Has Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyelerinden Doç. Dr. Dimitrios Triantaphyllou, durumu eleştirenlerin esas noktayı gözden kaçırdığı görüşünde. Konuyu değerlendiren Triantaphyllou, “Bu savunma psikolojisi, kişinin dış dünyaya bakışını da olumsuz yönde etkiliyor. Yani aslında ortada ‘Yunan olmayan her şeye bir karşı duruş’ söz konusu.” diyor.
Ezel, Aşk-ı Memnu ve Aşk ve Ceza gibi başka dizilerde de potansiyel ziyaretçileri cezbeden panoramik İstanbul manzaralarına bolca rastlamak mümkün. “Ezel ve diğer diziler, Yunan toplumunun son yıllarda kaybettiği bir boyutu sergiliyor. Günümüzün Yunan insanında kayıp bir kimlik duygusu uyandırıyor.” diye açıklıyor roman yazarı Nikos Heiladakis.
Milliyetçi kesim, Yunan topraklarında bundan yaklaşık iki asır önce sona eren 400 yıllık Osmanlı hakimiyeti nedeniyle kin duyadursun, televizyon dizileri, iki ülke halkının kültürel açıdan pek çok ortak noktası olduğunu gösteriyor.
Nitekim Türkiye’den Boğaziçi Orkestrası ile birlikte çalışan Yunan müzik grubu Mode Plagal’ın gitaristi Kleon Antoniou da kültür alışverişi sayesinde önyargıların yıkılabileceğini söylüyor. Müzisyen, 'günümüz Yunan müziğinin büyük ölçüde Anadolu’dan alındığına' değiniyor.
Pek çok kimse, utanç verici bir üslupla yapılan eleştirilerin, kültürel olguların önünü kesip, Yunan izleyicisini Türk dizilerini izlemekten alıkoyacağını sanmıyor. Antionia Thoma, eleştirilere şöyle karşı çıkıyor: “Bu dizileri izleyince vatansever olunmuyor, diye bir şey yok. Üstelik ben bir papaz kızıyım.”
Ankara`nın Yeni Osmanlı Yumuşak Gücü: Diziler
Dünyadaki Amerikan kültürel gücüne karşı bir muhafaza gücü olması için Joseph Nye Jr. tarafından teorileştirilen yumuşak güç, Batı Balkanlar`da Türkiye için de elle tutulur bir nitelik kazanıyor. Orta Doğu’daki büyük başarıdan sonra, Türk televizyon dizileri Batı Balkanlar`a ve Yunanistan’a da ulaştı. Balkanlarda ve Yakın Doğu’da yayımlanan Türk televizyon dizilerinin izlenmesi, çağdaş Türkiye’nin değişim tablosunu önemli ölçüde etkiledi.
Son on yılda, 100’den fazla televizyon dizisi 60 milyon dolardan fazla bir fiyatla satıldı. Time dergisine göre Türk televizyon dizilerinin ihracatı, Türk Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın “gizli gücü.” Etkileri, hiç kuşku yok ki, dolaylı kazançlarda da görülüyor. Turizmden ticarete, Türk “yumuşak gücünün” ağırlığı gittikçe artıyor. Türk Kültür ve Turizm Bakanlığının bir çalışmasına göre, Türk programlarını satın alan ülkelerden gelen turistlerin sayısı son 5 yılda yüzde 12 arttı.
Küçük ekran aracılığıyla Türkiye, Batı Balkanlar`daki evlerde de etkisini artırmaya başlayabilir. Siyaset ve kültürün at başı gittiği bilinir. Televizyon dizileriyle Ankara, Osmanlı’nın eski toprakları olan Batı Balkanlar`a baskı yapıyor. Türkiye her yıl eski camileri onarmak, İslami etkide olan okullar, kültür merkezleri ve üniversiteler açmak için yaklaşık 500 milyon avro harcıyor; etki alanını işaretlemek için farklı Balkan ülkelerinde bankacılık, enerji, sağlık ve altyapı sektörlerine yatırım yapıyor.
Ankara’nın bu son yıllardaki etkinliği hemen hemen, Osmanlı İmparatorluğu’nun Balkan yarımadasından çıkışının 100. yıl dönümüyle çakışıyor. Yüzyıl sonra Türkiye, Balkanlar’a farklı bir şekilde geri dönüyor: Dikkate değer bir ağırlığı olan, önemli ölçüde demokratik ve modern, büyük ekonomik potansiyeli ve önemli bir demografik dinamizmi olan bir ülke olarak. Aslında, şimdiki Başbakan Erdoğan’ın Adalet ve Kalkınma Partisinin (AKP) iktidara gelmesiyle, Balkanlar için yeni bir dış politikası olan bir Türkiye göründü.
Batı Balkan ülkeleri, ekonomik büyümelerini artırmak için yabancı yatırımlar arıyorlar: Türkiye, maksimum ekonomik avantajı elde etmek için uygun ve yeterli bir ortak gibi görünüyor ve çıkarlar da karşılıklı. Bütün bunları kolaylaştıran şey, Batı Balkanlar`ın, Avrupa Birliği ortak pazarının dışında bulunduğu ve Türkiye’nin önemli bir ticari ortak olduğu gerçeğidir. Balkan ülkelerinin büyük kısmı nispeten yoksul ve doğrudan dış yatırım oranının miktarı oldukça sınırlı. Türkiye’nin bölgeye ihracatı artıyor ve televizyon dizileri, Türk yumuşak gücünün yeni “istilasının” sadece bir kısmı.
Osmanlı, TV Aracılığıyla Geri Geliyor
Akşam olunca Prva, Pink ve Happy kanallarında Türk dizileri başladığında Sırbistan’ın başkenti ve küçük şehirlerindeki sokaklar boşalıyor. Aileler televizyon karşısında toplanıyor. Bu durum daha önce Müslüman olan Bosna’da ve Arap dünyasında da görülmüştü. Ancak Ortodoks Sırbistan’da bu kadar ilerleme kaydetmesi beklenmiyordu. Üstelik yirmi yıl öncesine kadar Bosnalı Müslümanlar Türk olarak adlandırılıyor, acımasızca taciz ediliyor hatta katlediliyordu.
Bugün din, Türkiye’ye duyulan ilgiye artık engel değil. Çok sayıda Sırp tatil için Türkiye’ye gidiyor. Türk dizilerindeki kadın ve erkek oyuncular birkaç ay içinde Sırpların favori aktörleri hâline geldi. Bir anne, “Eşyaları bizimle aynı, biraz abartılı. Bunlar bildiğimiz şeyler.” diyor. Babanın, çocukları evlendikten sonra bile otoritesini koruduğu, gelin-kayınvalide ilişkilerinin ise genç kadınların günlük yaşamlarının bir parçası olduğu geleneksel aile ilişkileri de tanıdık geliyor.
Yerel medyaya göre Sırbistan’ın zor bir geçiş süreci içinde bulunduğu sırada izleyici geleneksel yaşam tarzına özlem duyuyor. Yakın tarihte yapılan bir kamuoyu anketi her iki kadından birinin ve erkeklerin üçte birinin düzenli olarak İstanbul’a yerleşen Tekin ailesinin öyküsünü anlatan “Yaprak Dökümü” dizisini izlediğini gösteriyor.
Tarihî Osmanlı düşmanı söylemleri geride kaldı; Belgrat’ı kuşatan Kanuni Sultan Süleyman’ın serüvenleri halkı modern dizilerden daha da çok etkisi altına aldı. Bu hayranlığın bir sonucu olarak küçük Onur’ların -bir pembe dizi kahramanı- dünyaya geldiğini görüyoruz. Yabancı dil öğrenme kurslarına ise Türkçe kurslarının açılması için talep yağıyor. Ve Türkçe, benzer bir şekilde bir zamanlar Meksika yapımı pembe dizilerin olağanüstü bir gelişim göstermesiyle yayılan İspanyolcayı şimdiden geride bırakmaya başladı.
Latin Amerika Dizilerinin Krallığı Sona Erebilir
Televizyonda yıllarca Meksika, Kolombiya, Venezuela aksanlı dizileri, genç kız ile delikanlı arasındaki aşkın hangi boyutlara varacağını merak ederek seyrettik. Ancak şimdi, Latin Amerika dizilerinin krallığı sona erebilir. Sektöre güçlü bir şekilde giriş yapan Türkiye, tahtı ele geçirmek istiyor. 20 kadar Türk televizyon dizisi, 40 ülkede seyircinin gönlünü fethetti bile.
Hikâyenin özü her zaman aynı: İzleyicilerde bağımlılık yaratan, hatta ağlatan aşk ve nefret hikâyeleri. Değişen tek aksan, lisan ve olaylardaki özel dokunuş. Suriye`de, Mısır`da veya Filistin`de Türk dizilerinin takip edilmediği tek ev yok. Balkanlar ve Kafkaslar da bu dizilere teslim olmuş durumda. Dizilerin bu ülkelerdeki başarısı, çoğu insanın ilk olarak aklına gelebileceği gibi dinî temasından kaynaklanmıyor. Sultan Süleyman`ın hayatını anlatan 'Muhteşem Yüzyıl' adlı dizi, seks ve alkol içerikli sahnelerin bolluğu yüzünden din adamlarının şikâyetine neden oldu. Gerçek şu ki söz konusu dizilerin başarısı, Amerikan dizilerinde vurgulanandan daha fazla, gelenek, görenek ve dünyaya bakış açısının benzerliğinden geliyor.
Bu televizyon yapımlarının neden olduğu çılgınlık, başka dramları da beraberinde getirdi. Cezayirli bir kadın, komşularına, 'Gümüş' adlı Türk dizisinin başrol oyuncusuyla rüyada da olsa bir gece geçirmek istediğini söylediği için kıskanç kocasının boşanma talebiyle karşılaştı. 2012`de Türk televizyon dizileri, Batı Avrupa`yı ele geçirmeyi planlıyor. Elbette ki İspanya da görüş açısında.
* SES muhabiri Andy Dabilis Atina’dan, Erisa Dautaj Şenerdem İstanbul`dan, Lavdrim Lita İtalya`dan, Ester Requena İspanya`dan, Helene Despic-Popovic Fransa`dan yazdı.