Menü Yeni Dünya Gündemi
Tarih: 06.08.2013 11:01
Petrolün jeopolitiği, esastan değişmekte

Petrolün jeopolitiği, esastan değişmekte

Facebook Twitter Linked-in

Chatham House

Petrol ve doğalgaz endüstrisinin geleceği değişti. 100 yılı aşkın bir zamandır büyük oranda Batı merkezli bir piyasaya tedarik sağlamak üzere üretimde bir artış söz konusuydu ve rezervlere erişim için özel şirketler arasında kıyasıya bir rekabet yaşanıyordu. 2005 yılından beri petrol fiyatları sürekli olarak yüksek bir düzeye tırmanmaya başladı. Diğer endüstriler ise, daha etkin motorlar, araçlar, gemiler, uçaklar üretmek ve alternatif yakıtlar sağlamak suretiyle taşımacılığa yönelik talebe el koyuyorlardı. Dünyanın birçok noktasında “konvansiyonel olmayan” petrol ve doğalgaz üretmek için farklı ancak belirsiz fırsatlar sunan yeni teknolojiler ortaya çıkıyordu. Öte yandan, endüstrinin halen devlet tekeli altında bulunduğu geleneksel petrol ihracatçısı ülkelerde özel sektör şirketlerine yönelik fırsatlar halen mevcuttur; ancak bu ülkelerde genellikle devlet kontrolündeki petrol veya doğalgaz şirketleriyle işbirliğine gidilmesi gerekmektedir. Şimdi, Orta Doğu’nun petrol ihracatında (ki şimdilerde bu ihracat AB veya Avrupa yerine genellikle Asya pazarlarına gidiyor) fiziksel güvenliğin sorumluluğunu kimin üstleneceği meselesi söz konusudur.

Endüstrinin bu sorunlara olan yanıtı, küresel ekonomi ve çevre üzerinde bir takım etkiler doğuruyor. Petrol ve doğalgaz, halihazırda dünyanın tükettiği ticari enerjinin %57’sini sağlıyor ve bu enerjinin yanması, yaklaşık aynı oranda küresel CO2 emisyonuna karşılık geliyor. Petrol ve doğalgaz ihracatı, küresel ihracat değerinin %15’inden fazlasını oluştururken, Rusya, Orta Asya ve OPEC ülkelerinin GSYİH’sının dörtte birinden fazlasını teşkil ediyor. Dünya stok piyasalarının değerinin %10’undan fazlası, petrol ve doğalgaz sektörüne yatırılıyor. Endüstride bundan sonra yaşanacaklar, endüstri ürünlerine bağımlı olan veya bu ürünleri kullanmanın doğurduğu çevresel ve sosyal etkileri önlemeye çalışan tüketicileri olduğu kadar, faaliyetlerinden vergi geliri elde etme arayışı içindeki paydaşlar ve hükümetleri etkileyecek.

Endüstri, stratejilerini devletlerden bağımsız şekilde geliştiremez. Bu raporun da gösterdiği gibi, devletler giderek artan şekilde ve değişken biçimlerde müdahalelerde bulunuyor. Bunun da sebepleri, iklim değişikliğiyle mücadele politikalarından, ekonomik ve fiziksel güvenliğe dek uzanıyor. Hükümet politikaları, tutarlı veya rasyonel sonuçlar üretmesi beklenmeyen siyasi süreçler sonucunda oluşuyor.

Rapor, kantitatif tahminler sunmuyor. Özellikle 2012 yılında yaşanan ekonomik zorluklara bakınca, geleceğe dair net bir öngörüde bulunmak pek kolay değil. Raporun başlıca bulguları şu şekilde:

1. Petrol endüstrisi, taşımacılık piyasasının tekeline artık uzun süre bel bağlayamaz.

Taşımacılıkta petrol kullanımı –dünya petrol piyasasının yarısı ve tahmini büyümenin büyük bölümü- diğer endüstrilerin yarattığı rekabet karşısında azalmaktadır. Otomobil endüstrisinde petrolün yerine daha etkin araç sistemleri getirilmekte ve biyo-yakıtlar, likit yakıt olarak petrol ürünlerinin yerini almaktadır. Bunun da sebebi, 2005’ten bu yana petrol fiyatlarında yaşanan artış ve hükümetlerin karbon emisyonlarını azaltma girişimleridir. 2011 yılından beri tüm büyük petrol ithalatçısı ülkeler, karbon emisyonları ve araç etkinliği konularında sıkı politikalar benimsemişlerdir. Bu da, piyasada petrol dışında yakıtlar kullanan etkin araçların olmasını sağlamıştır. Mevcut politikalarla bu hedeflere erişmek şu an için pek mümkün görünmediğinden dolayı daha güçlü politikaların uygulanması gerekecektir. Petrol sektörü dışındaki ticari işletmeler, karbon yakıtlara yönelik daha sıkı politikalar benimsemeyi ummakta ve bu doğrultuda da bir takım yeniliklere imza atmaktadır. Bunun sonucunda, kalkınmış ülkelerde taşımacılık alanında petrol kullanımındaki büyüme tersine çevrilirken, kalkınmakta olan ülkelerdeki büyümenin ise yavaşlatılması söz konusu olacaktır.

Özel sektöre ait büyük petrl şirketlerinin elinde çok fazla sayıda rafineri ve dağıtım ağları vardır ve bunlar “büyümenin olmadığı” piyasalarda etkindir. Şirketler, kısa ve belirsiz bir gelecek için bu rafineri ve ağları modernleştirmeye yatırım yapmayacaktır. Bunun sonucunda rafineriler kapanacak, markalar yok olacak, çok daha fazla ürün ithal edilecektir. Hükümetler de, tedariklerini güvence altına almak üzere büyük uluslararası şirketlere daha az bel bağlayabilecektir.

2. OPEC’in rolü değişecek

Uluslararası petrol piyasası, ekonomistlerin egemenliğinde olmaya devam edecek; ancak OPEC’in rolü değişecek. Kısa vadede gelecekte yaşanacak olan zayıflıklar, sadece OPEC’in fiyatların zayıf olduğu dönemlerde kendi üyelerinin üretimleri üzerinde yapacağı ayarlamalarla dengelenmeyecek; ayrıca konvansiyonel olmayan petrol üreticilerinin verdiği yanıtla şekillenecek; keza bu kesimlerin oldukça değişken durumdaki maliyetleri, onları sondaj işlemlerini yavaşlatmaya ve yeni projeleri ertelemeye yöneltecek. Orta vadedeki rekabet ise, yeni petrol kaynakları ve ikame yakıtlara olan yatırım ile daha büyük etkinlik sağlamak yoluyla petrol kullanımını azaltan yatırımlar arasında gerçekleşecek. Petrol endüstrisi dışından gelen rekabet ise, petrol talebinin önünde gerçek ve bariz bir tehdit oluşturmaktadır. Uzun vadeli eğilimler, işlerin şu anda devam etme trendine dair tahminlerle öngörülemez. Yatırımcıların, sürece verecekleri tepkiyi şekillendirmek üzere endüstriyi incelemeleri gerekmektedir.

3. Daha fazla doğal gaz olacak; ancak bu doğalgazın ne zaman ve nerede çıkarılacağı henüz kesin değil

Potansiyel olarak konvansiyonel olan ve olmayan (yani kaya gazı gibi) doğalgazın görece olarak düşük bir maliyetle tedarikine dair yeni algılar, dünyanın birçok bölgesindeki doğalgaz piyasalarının beklenmedik bir şekilde gelişmesi olasılığını doğurmaktadır. Bunun gerçekleşmesi için ise, her bir büyük bölgenin, talebi yükseltecek kadar düşük, ancak tedariki artıracak kadar yüksek fiyatlara ihtiyacı bulunmaktadır. Şu anda fiyatlar piyasalar arasında değişkenlik göstermektedir. Yeni doğalgaz talebi oluşturmak üzere ithalata bel bağlamak, bazı ülkeler açısından riskli olabilir. Güç sektöründe (ki şu anda dünya gaz üretiminin yaklaşık %40’ını tüketmektedir) doğalgaz piyasası, hükümetin kömür, nükleer güç ve yenilenebilir enerji politikalarına bağlıdır –doğalgaz endüstrisine içkin etmenlere değil. Birçok petrol ve doğalgaz şirketinin artık odak noktasını petrolden doğalgaz işine kaydırmasıyla birlikte, kamu hizmetine dair sektörleri –özellikle de taşımacılık- etkileyen politikalar ve dinamikler giderek daha büyük bir stratejik önem kazanacak. Kısa dönemde “doğalgazın altın çağının” da yaşanmayacağı gerçeğinden hareketle, yatırımcıların yeni projelerin maliyet açısından rekabetçilik özelliğini dikkate almaları gerekecektir.

4. Üretime dönük rezervlerin büyümesi için teknoloji ve işbirliği şart

“Zirve petrolü”, hatalı bir düşüncedir. Buradaki öngörülebilir sorun; tükenen kaynaklar değil, bu kaynakların potansiyel üretime dönük rezervlere hangi düzeyde dönüştürülebileceğidir. Petrol ve doğalgaz rezervlerinin her biri, 1980 yılından beri iki katından fazla bir artış göstermiştir –yani üretimdeki artıştan bile hızlı bir eğilimden söz ediyoruz. Teknolojiler gelişmekte ve yeni “konvansiyonel olmayan” petrol rezervleri yaratmaktadırlar. Bu teknolojilerin büyük bölümü ise, mevcut petrol ihracatçısı ülkelerin ötesine ulaşmaktadırlar. Bu yeni alanlar ise, özel sektör şirketleri için yeni büyüme sahaları açmaktadır ki birkaç yıl öncesinde böyle bir öngörüde bile bulunulamazdı. Şirketlerin, dünyadaki petrol rezervlerinin yarısı konusunda devlet şirketleriyle işbirliğine gitmeleri için önlerinde halen bir takım fırsatlar var, yeter ki her ülkenin öngördüğü koşullara uysunlar ve devlet şirketinin öz kaynaklarını tamamlayacak türden teknolojiyi sağlasınlar. Ekonomileri petrol ihracatına bağımlı olan bazı ülkelerde, üretimin yaygınlaşması sorunlu bir meseledir; çünkü bu ülkelerin hükümetleri, gelecekte yapılacak üretimler için petrolü kendi sahasında tutma yolunu seçebilirler; bu sırada da ekonomilerini çeşitlendirmek üzere zaman kazanmış olurlar. Teknoloji, her iki fırsat için de temel anahtar işlevi görmektedir.

Diğer endüstriler karşısında kırılgan bir taleple ve “konvansiyonel olmayan” kaynaklar ve diğer alanlardan kaynaklanan artan bir arz karşısında, petrol fiyatlarında uzun vadeli bir hareketlilik beklenmemektedir. Net bir trend yok; herşey taşımacılık piyasasındaki rakiplerin yatırımlarına ve yeni rezervlerin yaratılmasına bağlı.

5. Gelecekteki yatırımların finansmanı, bir nicelik değil nitelik meselesi: fırsatları ve riskleri, fon kaynaklarıyla eşleştirmek gerekiyor.

Özel sektörün petrol ve doğalgaz sektöründeki finansmanı, yatırımcıların büyüme, risk ve pozitif değişime yönelik beklentilerine bağlı. Eğer endüstri, finansman sağladığı koşulların sürdürülüp iyileştirilmesini istiyorsa, hareketsiz kalmak gibi bir seçeneği yok.

Devlet şirketlerinin finansmanı, ulusal ekonomi içindeki yerlerine, hükümete erişime, kredi ve bono finansmanına ve hükümetlerin özel sektörü sürecin içine dahil etme istekliliğine bağlıdır.

Değer veya hacim anlamında bir büyüme arayışı içindeki yatırımcılar için özel sektördeki petrol şirketlerinin çoğu kendilerini geleceğe ayarlamamış, geçmişte kalmışlardır; kamu stratejilerini yenilememişlerdir. Çok az şirket dikey entegrasyona yönelik argümanları sorgulamaktadır ve talebi şekillendiren değişken güçlerle başa çıkmak yerine “talebi karşılamak” gibi bir eğilim söz konusudur. Bazı şirketlerin tüm değer zinciri boyunca çıkarlara sahip olan enerji holdinglerine dönüşmesi için endüstri içinde bir takım tercihler su yüzüne çıkarken, bazıları ise üretime dönük veya aşağı pazar şirketlerine odaklanmaktadır.

6. Petrol güvenliği sorunu Asya’ya kaymış durumda

Petrolün jeopolitiği, esastan değişmektedir; keza bölgeler-arası petrol ticareti, doğu ve batı yarımküreler ile, Orta Doğu’nun sağlayabileceğinden daha fazla petrol tüketen Asya piyasaları arasında bölünmektedir. Batılı şirketler açısından risk fiyattır; arz değil –keza Asya kaynaklı arzdaki oynamalar, dünyadaki petrol fiyatlarını değiştirecektir.

Siyasi ve fiziksel güvenlik tedbirleri, henüz bu yeni gerçekliklere uyum sağlayamamıştır. Her ne kadar kendi petrol stoklarını oluştursalar da, Çin ve diğer kilit Asya ülkeleri, OCED/Uluslararası Enerji Ajansı’nın acil durum yanıt sisteminin parçası değildir.

Burada siyasi bir mesele daha var: ABD, Orta Doğu’dan petrol ithal eden Asya ülkelerine yarar sağlayan deniz hatlarını ne kadar daha savunacak? Asyalı ülkeler, kendi güvenliklerini bireysel veya kolektif olarak sağlamaya yönelik bir adım atacaklar mı? Tüm bu sorular, Amerika’nın Asya’daki askeri aranjmanlarından ve oradaki çatışmalardan ayrı düşünülemez; keza fiziksel bir koruma için veya tedariki bölüştürmek üzere Asya ülkelerinin birlikte bir takım karşılık mekanizmaları geliştirilmesini önleyebilir.

Sonuç

Petrol ve doğalgaz endüstrisi her zaman değişime uğramış ve faaliyet gösterdiği toplumlarda da değişiklikler yaratmıştır. 1970’li yıllarda yaşanan ayrıştırıcı değişimler, yeni bir çağın kapılarını aralamıştır. Endüstrinin halihazırda karşı karşıya olduğu değişimlerin bileşkesi, marjinal değil destansı yanıtlar gerektiriyor ki endüstri gelişip büyüsün. Endüstri içinde ve dışındaki sorumlular, şu anda neler olup bittiğini ve bu yaşananların geleceği nasıl etkileyeceğini anlamaya çalışmalıdır ki yeni koşullara kendilerini adapte etsinler. Teknoloji ve çevresel tehditlerin toplumları ve endüstrileri bu denli hızlı bir biçimde değiştirdiği bir dünyada, tankerlerin yavaş çalışması, petrol ve doğalgaz şirketlerin atıllığının bir mazereti olamaz. Endüstri çarkının içinde olan herkes ve bu çarka bir şekilde müdahil olmuş herkes, geleceğe dair net bir görüşü paylaşmak zorundadır.


Kaynak: https://www.chathamhouse.org/sites/default/files/public/Research/Energy,%20Environment%20and%20Development/1012pr_oilgas_es.pdf




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —