Anna Maria Corazza Bildt
Türk Halkına Sırt Çevirmememiz Gerekiyor ABnin Türkiye ile ilişkileri son zamanlarda giderek daha fazla şekilde çelişkili ve karmaşık mesajlarla şekilleniyor. Bir gün Türkiyeyi Avrupa Birliğine yakınlaştırma kararlılığımızın güvencesini verirken başka bir gün Türkiyeye kapı her zaman kapalı olacakmış gibi hareket ediyoruz.
Bu belli ölçüde, Türkiyedeki karmaşık gelişmelerin açık bir yansımasıdır. Temelde ise ABnin bu önemli konuda uzun süreli bir stratejiyi açıkça formüle etmekte aciz kalmasıyla alakalıdır.
Avrupa Parlamentosu, bu hafta, Komisyonun her yıl yayımladığı İlerleme Raporu ile bağlantılı bir teklifi oylayacak. Rapor, Türkiyenin üyelik müzakereleriyle ilgili olarak yıl içinde meydana gelen değişimleri içeriyor.
Maalesef ben Avrupa Parlamentosunun çok eleştirel olduğuna ve Türkiyenin muhtemel AB üyeliğine karşı Avrupanın karmaşık duygular taşıdığının açıkça gösterildiğine inanıyorum. Türkiyede reformların hızlı bir şekilde yapılmasını talep etmek önemli ve doğrudur ancak bu, yapılan reformların Türkiyeyi AB üyeliğine taşıyacağı konusunda bizim de açık olmamızı gerektiriyor.
Bence hâlen çeşitli alanlarda yaptığımız gibi müzakereler yavaşlatılırken reformların hızlı bir şekilde gerçekleşeceğine inanmak saflık olur.
Ancak bazı önemli alanlarda olumlu gelişmelerin gerçekleştiğinin de farkındayız. Kürt PKK ile birkaç yıl önce başlayan diyalog neredeyse inanılamayacak şekilde devam ediyor ve net sonuçlar da sağlıyor. Ülkenin gelecekteki gelişimi için önemli birkaç konu daha var. Kıbrıstaki durumla ilgili olarak direkt müzakerelerin yeniden başlamasından sonra yeni bir iyimserlik oluştu. Çok açıktır ki Suriyedeki savaştan kaçan bir milyondan fazla mülteciyi kabul etmesi hususunda Türkiyenin olumlu ve cömert rolünü not etmek için geçerli gerekçeler var.
Demokratikleşme ve reform süreci her zaman, kesinlikle tarihî olarak eşine az rastlanan düz bir çizgi takip etmez, şimdi Türkiyede bunu tekrar görüyoruz. Ülkenin 7 Haziranda yapacağı önemli parlamento seçimi öncesinde ve sonrasındaki gelişmeler çok büyük önem taşıyacaktır. Ancak AB politikaları ile göndereceğimiz sinyallerle bu sürecin önemini küçümsemenin çok akıllıca olmayacağına inanıyorum.
Bizim de pragmatik olmamız gerekiyor. Türkiye, Avrupanın en büyük zorluklarını çözmede bir anahtar rol oynuyor: iltica ve göç, ekonomi ve ticaret, enerji ve terörizm gibi.
Üstelik Türkiye, İslam âlemiyle doğal bir bağ sağlıyor ve bugün gördüğümüz -en azından İslam Devleti (İD/DAİŞ), Boko Haram, el Kaide, el Şebab ve benzeri örgütlerden kaynaklanan- radikalleşme ve cihatçılık gibi tehlikeli eğilimleri frenlemek için yardımcı olabilir.
Türkiye bugün ABye üye olmaya hazır değil. Çeşitli açılardan sosyal reformlarla ilgili önemli adımlar atılmadı. Ancak ABnin kararsızlığı maalesef süreci baltalıyor ve biz Türkiyede şu anda gördüğümüz olumsuz eğilimlerden kısmen sorumlu olup olmadığımızı gerçekten kendimize sormalıyız.
Türkiye mi ABye sırtını çeviriyor yoksa Türk halkına ve onların Avrupa özlemlerine yüz çeviren bizler miyiz?
Açık bir diyaloğa dönmenin tam zamanı. Türkiyenin gelecekte ABye üye olmak için reforma devam etmesi, bütün Avrupanın geleceği için son derece önemli. ( İsveç, Aftonbladet 18 Mayıs 2015 )