Beşir Musa Nafi
Türkiye, Arapların başlıca komşusudur. Bunları uzun bir tarih ve geçmiş bir araya getiriyor. Bu durum Türkiye’nin kültür ve gelenekler bakımından Araplara İran’dan daha yakın olmasını sağlıyor. Tunus ve Mısır gibi Osmanlı Türkiye’si de 19. yüzyılın ilk yarısından itibaren çağdaş üniter devletin ve kurumlarının oluşumuna tanıklık etti. Tıpkı Arap ülkelerinde olduğu gibi Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Türkiye Cumhuriyeti’ni Osmanlı’daki eski albaylardan ve yöneticilerden oluşan bir sınıf yönetti.
Türkiye, eskiden Osmanlı nüfuzu altındaki Arap komşularından farklı. Zira bu ülke, Osmanlı Devleti ile İtilaf Devletleri arasında imzalanan Mondros Ateşkes Antlaşması’ndan sonra emperyalist Batı’nın kontrolünde sadece iki veya üç yıl kaldı. Türkler, kısa süren ancak çok şiddetli olan İstiklal Savaşı’nda ülkelerini işgal güçlerinden kurtarıp Cumhuriyet`i ilan ettiler.
Türkiye`de son 10 demokrasi sürecinde büyük ilerlemeler kaydedildi; özgürlük, demokrasi ve hukukun üstün olduğu devlete yaklaşıldı. Kanlı bir devrim yaşayan İran’ın aksine, Türkiye’deki değişim büyük ölçüde barışçıl oldu ve hukukun şemsiyesi altında gerçekleşti. Peki Türkiye’de demokrasi devrimi nasıl ve neden başarılı oldu?
2002 yılında Türk halkının büyük bir bölümü, henüz bir yıldır kurulan ve İslamcı geçmişleriyle bilinen gençler tarafından yönetilen yeni bir partiye oy verdi. Adalet ve Kalkınma Partisi, Özal hükûmetinden bu yana ilk kez Mecliste çoğunluğu elde ederek güçlü bir hükûmet kurmayı başardı. Adalet ve Kalkınma Partisi, İslamcı Türkler tarafından kuruldu ancak bu parti İslamcı olmayıp daha önceki dönemlerde Menderes ve Özal’ın yönettiği demokratik ve muhafazakâr partilere daha yakındı. Erdoğan birkaç ay içerisinde Cumhuriyet`in yapısında ve eğilimlerinde kapsamlı ve aşamalı bir değişim sürecini yönetmeye kararlı gözüktü. Bunları yaparken de Meclisten aldığı meşruiyete dayandı. Erdoğan, siyaset ve yargı organlarını kapsayan demokrasi sürecini sağlamlaştırmayı amaçlayan politikalar benimsedi. Erdoğan hükûmeti ayrıca kapsamlı ekonomik kalkınma programlarını benimsedi, yolsuzluğa karşı savaş açtı ve civardaki Arap ve İslam ülkelerinde aktif bir dış politika izledi.
Ancak AK Partinin iktidardaki ilk beş yılında gerçekleştirdiği somut başarılar, konumunu güvence altına almak için yeterli olmadı. Öyle ki bu başarılar, partisine karşı darbe girişimlerine neden olmuştu.
Türkiye’de son 10 yılda yaşanan, hayatın her alanını ve Devlet`in çoğu organını kapsayan değişimleri devrim olarak niteleyebiliriz. Ancak bütün bu büyük değişimlere rağmen katedilmesi gereken uzun yollar var. Zira ülkeyi 1980 Anayasası’ndan kurtaran ve tüm siyasi güçlerin üzerinde anlaştığı yeni bir anayasa düzenleme süreci aksak bir şekilde ilerliyor ve bu konuda yakın bir zamanda bir sonuca varılması tahmin edilmiyor.
Türkiye’de günümüze kadar devam eden barışçıl değişim süreci, sadece son 10 yılın bir ürünü değil. Bu süreç, yarım asırdır süren özgürlük ve insan onuru için verilen mücadelenin bir ürünüdür. (İngiltere`de yayınlanan El Kuds El Arabi gazetesi, 25 Eylül 2013)