XIAOYU PU
Mayıs 2016´da, Hindistan Cumhurbaşkanı PranabMukherjee Çin´e resmi bir ziyarette bulundu ve gezisi sırasında Hindistan ile Çin arasındaki ilişkileri derinleştirmek için 'insan merkezli ortaklık´ önerdi (1). Bu başarılı gezi, her iki ülkenin liderlerinin ilişkileri yeni bir seviyeye çıkarmaya çalışmaları nedeniyle, Hindistan ve Çin arasında giderek artan bir şekilde gerçekleşen üst düzey ilişkilerden sadece biridir. 23 Haziran 2016´da, Çin Devlet Başkanı XiJinping ve Hindistan Başbakanı Narendra Modi, Taşkent´deki Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ/SCO) zirvesinde bir araya geldiler. Xi, SCO´ya katılma yükümlülüğünün imzalanması konusunda Hindistan´ı tebrik etti ve Çin´in SCO çerçevesinde Hindistan ile işbirliğini ilerletmeyi dört gözle beklediğini söyledi (2).
Bununla birlikte, birkaç gün sonra, Hindistan´ın Nükleer Tedarikçiler Grubuna (NSG) girme teklifi Seul´de reddedildi. Yayınlanan rapora göre, Çin, Brezilya ve diğer bazı üyeler, Hindistan´ın kabul edilmeden önce Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Anlaşması´nı imzalaması konusunda ısrarcı oldular. Haberler Hindistan´a ulaştığında birçok Hintli Çin´e karşı öfkeliydı (3). Hindistan´ın ABD´ye resmi olarak destek vermesi nedeniyle Hindistan´ın NSG´ye kabul edileceğine ve NSG´ye kabulü engelleyen tek ülkenin ise Çin olduğuna inanıyorlardı (4). Bununla birlikte, kıdemli bir Çinli diplomata göre Çin, Hindistan´ınNSG´ye girmesine karşı gelmemişti.
Çin, NSG üyeliği kriterleri ve Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Anlaşması´nın kapsamı konusunda endişe duyuyordu (5). Daha sonra, Hindistan hükümetinin üç Çinli gazeteciyi sınırdışı etme niyetine yönelik yaptığı açıklama, Çinli bir ulusalcı yayın organı olan Global Times tarafından aşırı reaksiyon sonucu oluşan bir misilleme olarak yorumlandı (6). Bu gelişmeler, 21. yüzyılda hem işbirliği yapan ve hem de rekabet halinde olan bu iki Asya gücü arasında giderek daha karmaşık bir hale gelen ilişkiyi göstermektedir. Bu ülkelerin ikili ilişkileri çok yönlü, karmaşık ve bazen de yönetilmesi zor bir hale gelmiştir.Hindistan ve Çin´in birbirine paralel bir şekilde yükselişi 21. yüzyıldaki en önemli stratejik gelişmelerden biridir. İki Asyalı dev arasındaki ilişki, yeni yüzyılda ortaya çıkan küresel düzeni şekillendirmede belirleyici bir rol oynayacaktır. Batı, Hindistan´ın yükselişini memnuniyetle karşılarken, Çin´in yanıtı daha kararsız olmuştur.
Bu makale aşağıdaki argümanları yapmaktadır. Birincisi, yükselen bir güç olarak Hindistan, küresel sahnede tercih ettiği statü hakkında karmaşık sinyaller göndermektedir. Daha spesifik ifade edilecek olursa, Hindistan gelişmekte olan ülkelerle dayanışmayı sağlamaya çalışırken aynı zamanda Büyük Güç statüsü için de mücadele etmektedir. Dışardan görünüşünü, yumuşak güç (soft-power), demokrasi ve zorlayıcı olmayan diplomasiyi savunan bir "alternatif güç" olarak geliştirmeye çalışırken, aynı zamanda geleneksel Büyük Güçlerin sert güç (hard-power) yeteneklerine benzer güç yetenekleri geliştirmektedir. İkincisi, Çin´in Hindistan sinyallerini algılaması ve yorumlaması, Çin´in kendi kimliğine ve politik hesaplamalarına önemli derecede bağlıdır. Hindistan´ın gelişmekte olan bir ülke statüsüne yönelik yaydığı dayanışma sinyali, Çinli elitlerde iyi bir etki uyandırmaktadır.Modi´nin kendi aktif kamuoyu diplomasisi Çin halkı tarafından olumlu bir şekilde algılanmakta ve Hindistan´ın diplomatik aktivizmi, ülkenin profiliniÇin´in siyasi elitlerinin gözünde daha da yükseltmektedir. Bununla birlikte, Hindistan´ın demokrasi modeli, Çinlilerde, Çin´in iç siyasi tartışmalarını Hint hükümeti ile ilgili endişelerden daha fazla yansıtan karmaşık duygular ortaya çıkarmaktadır (7). Üçüncüsü, Çin, Hindistan´ın yükselişini kısmi ya da kararsız hale getirmektedir. Hindistan ve Çin birbirleriyle rekabet halinde olmasına rağmen, Çinli elitler Hindistan´ı büyük oranda potansiyel küresel bir ortak olarak görmektedirler. Yükselen bir Hindistan, Çin´in ekonomik büyümesi için büyük fırsatlar sağlayacaktır.
Yazının devamı : https://asam.org.tr/yukselen-bir-hindistanin-statu-arayislari-ve-bu-duruma-cinin-tepkisi/