Kurultay’ın ardından geçen bir asırlık zamanın bize gösterdiği Bakü Türkoloji Kurultayı, yalnızca geçmişte kalmış bir akademik toplantı değil; Türk dünyasının bugün hâlâ cevap aradığı ve çalışmalarına devam ettiği pek çok meselenin ilk ciddi tartışma zeminlerinden olarak önemini muhafaza etmektedir.
20. yüzyılın başları, Türk halkları açısından hem büyük kırılmaların yaşandığı hem de sesi bugünlere ulaşan güçlü uyanışların yaşandığı bir dönemdi. Sovyetler
Birliği’nin kuruluş süreci ve bu yeni siyasi yapının Türk toplulukları üzerindeki etkisi, dil ve kültür meselesini hayati bir noktaya taşıdı. İşte Bakü Türkoloji Kurultayı, böylesi çalkantılı ve zorluk dolu bir dönemde; Türk halklarının dil, alfabe, tarih ve kültür alanlarında ortak bir bilinç geliştirmesi amacıyla dönemin önemli aydınları ile toplandı.
Kurultaya Azerbaycan’dan, Türkiye’den, Kırım’dan, Kazan’dan, Türkistan’dan ve Orta Asya’nın farklı bölgelerinden çok sayıda dilbilimci, tarihçi ve aydın katıldı. Bu isimler arasında Zeki Velidi Togan ve Yusuf Akçura, gibi daha nice Türk düşünce hayatına yön veren şahsiyetler bulunuyordu. Bu durum, kurultayın sadece bölgesel değil, bütün Türk dünyasını ilgilendiren bir nitelik taşıdığını net bir şekilde ortaya koyuyordu.
Kurultayın ana gündem maddelerinin başında Türk dilleri meselesi yer aldı. Türk lehçeleri arasındaki farklılıklar, ortak bir yazı dili ihtiyacı ve alfabe konusu uzun ve derinlikli biçimde tartışıldı. Özellikle Arap alfabesinin Türk dillerinin ses yapısına yeterince karşılık veremediği görüşü ve Latin alfabesine geçiş fikri kurultayın en dikkat çekici başlıklarından biri oldu. Bu tartışmalar, yalnızca teknik bir alfabe değişikliğini değil; aynı zamanda modernleşme, iletişim ve kültürel süreklilik meselesini de kapsıyordu.
Bakü Türkoloji Kurultayı’nın hedefi, siyasi bir birlik kurmak ya da bu anlamda bir temel atmak değildi. Asıl hedef; dilde, fikirde ve kültürde yakınlaşma sağlayarak Türk halklarının birbirini daha iyi anlayabileceği ortak zemin oluşturmaktı. Çünkü kurultaya katılan aydınlar şunu gayet iyi biliyordu ki, dili parçalanmış bir milletin hafızası da parçalanır. Bu nedenle dil birliği, aynı zamanda tarih bilincinin ve kültürel devamlılığın teminatı olarak görülüyordu.
Ne var ki, kurultayın ardından gelen yıllar bu fikirler açısından kolay olmadı. Sovyet yönetiminin merkezileşen ve baskıcı politikaları, kurultayda dile getirilen birçok düşüncenin hayata geçirilmesini sekteye uğrattı. Katılımcıların bir kısmı sürgüne gönderildi, bir kısmı görevlerinden uzaklaştırıldı, bazıları ise ağır bedeller ödedi. Buna rağmen Bakü’de atılan fikir temelli adımlar, Türk dünyasının hafızasında derin izler bırakarak tamamen önüne geçilemedi.
Bugün, Bakü Türkoloji Kurultayı’na yüz yıl geriden bakıldığında, o gün ortaya konan vizyonun ne denli ileri görüşlü olduğu daha net anlaşılmaktadır. Türk dünyasında artan akademik iş birlikleri, ortak alfabe ve terminoloji çalışmaları, kültürel projeler ve gençlik programları; 1926’da Bakü’de yakılan fikri meşalenin sekteye uğrasa bile güç kazanarak devam ettiğini göstermektedir.
Bakü Türkoloji Kurultayı bize şunu hatırlatır: Dil, bir milletin yalnızca konuşma aracı değil; düşünme biçimi, hafızası ve geleceğidir. Ortak bir dili konuşmak, ortak bir kaderi paylaşmanın en sağlam adımlarından biridir. Bu yönüyle kurultay, geçmişe ait bir hatıra değil; bugünü anlamak ve yarını inşa etmek için başvurulması gereken güçlü bir referans noktasıdır.
Yüz yıl önce Bakü’de kurulan bu ilim ve fikir sofrası, Türk dünyası için hâlâ canlıdır. Mesele, o masada konuşulanları yalnızca anmak değil; onları dönemin şartlarına göre daha ileriye taşıyacak çalışmalar ile devam ettirip geleceğe taşımaktır.
Harun Demirel
Avrasya Bir Vakfı Gençlik Merkezi Partner Kuruluşlar Koordinatörü
Türk dünyasının ilmî, fikrî ve kültürel tarihinde müstesna bir yere sahip olan Bakü Türkoloji Kurultayı, ilk kez 1926 yılında Bakü’de düzenlendi.
TürkiyeStaj Programı Başladı
TürkiyeTürk Devletleri Teşkilatı Aksakallar Heyeti Başkanı Binali Yıldırım, Avrasya Bir Vakfı Cumartesi Sohbetine Katıldı.
TürkiyeÖzcan ÜNLÜ
Dünya