Boru Hattı Jeopolitiği: İran, Pakistan, Suriye, Katar
İsrailin elinde doğalgazını bir boruhattı ile Türkiyeye, ardından da Avrupaya ithal ederek göndermek gibi net bir seçenek var. Bu da Türkiye Başbakanı Erdoğan ile İsrail Başbakanı Netanyahu arasında, Obamanın arabuluculuğu ile k
Geleceğin süper güçlerini çıkaracak Asya`nın enerjisi, nereden, kimin kontrolünde gidecek?
Pepe Escobar
İran ile Pakistan’ı birbirine bağlayan bir doğalgaz boruhattının inşaatı tamamlanmak üzere. Bölge güçleri bu kilit enerji piyasasındaki bağlarını güçlendirirken, rotalarını Batı’dan çekip Çin’e yöneltmiş durumdalar.
2000’li yılların başından beri Asya’daki analistler ve diplomatlar, gelecekte Asya çapında bir Enerji Güvenliği Şebekesi’nin rüyasını kuruyorlardı. Diğer gelişmelerin yanı sıra, bu durum, 7,5 milyar dolarlık, 1100 mil uzunluğundaki bir İran-Pakistan (IP) boruhattının son kısmının da tamamlanması hedefini beraberinde getirdi. Söz konusu boru hattı, İran’ın Basra Körfezi’ndeki devasa Güney Pars sahasından başlıyor; ve 2014 yılı sonu itibariyle “çevrimiçi” hale gelmesi umuluyor.
Washington’un tepkisi üzerinde bahis oynamak ise, kimseye para kaybettirmedi. İran-Pakistan boruhattı, İslamabad’ın “İran’ın nükleer programı üzerinde Birleşmiş Milletler’in yaptırımlarını ihlal etmesine” sebep olacaktı. Bununla birlikte, söz konusu durumun BM ile herhangi bir bağlantısı yoktu; daha ziyade Kongre ve Maliye Bakanlığı tarafından Amerika’nın uyguladığı yaptırımlarla alakalı idi.
Yaptırımlar mı? Hangi yaptırımlar? İslamabad’ın enerjiye aşırı derecede ihtiyacı var. Keza Çin’in de aynı şekilde... Ve Hindistan da, onların izinde gitmek durumunda; özellikle de IP’nin İran sınırından sadece 100 kilometre ötedeki Lahor’a ulaştığı sırada... Bu sırada, Hindistan, İran’dan zaten petrol ithal ediyor ve bunun karşılığında da herhangi bir yaptırımla karşılaşmıyor.
Herkes kazan-kazan trenine binmiş durumda
İran cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinecad ve Pakistan cumhurbaşkanı Asif Zardari, Mart ayı başında İran’daki Chabahar limanında buluştuklarında, IP’nin 1994 yılında ilk olarak masaya yatırılmasından beri oldukça yol alınmıştı. O zamanlarda IP, İran-Pakistan ve Hindistan’ı içine almakta ve IPI olarak adlandırılmakta; “barış boruhattı” ismiyle anılmaktaydı. İki Bush yönetiminin de birbiri ardı sıra uyguladıkları baskı o derece fazlaydı ki 2009 yılında Hindistan bu boru hatı fikrinden vazgeçmek zorunda kaldı.
IP, Çinlilerin “kazan kazan” anlaşması olarak adlandırdıkları şey idi. Boruhattının İran kolu şimdiden tamamlanmıştı. İslamabad’ın devasa nakit akışı sorunlarının farkında olan Tahran, 500 milyon dolarlık kredi veriyordu ve İslamabad da, Pakistan kolunu tamamlamak için 1 milyar dolar temin edecekti. Tahran’ın söz konusu krediyi vermeye razı gelmesinin, ancak, İslamabad’ın Washington baskısı altında (Hindistan’ın aksine) projeden geri adım atmayacağı konusunda güvence vermesiyle mümkün olduğu da özellikle vurgulanması gereken bir nokta.
IP, kilit bir çelik bağ olarak, Amerika’nın desteklediği Sunni-Şii ayrışmasıyla adeta dalga geçiyor. Tahran’ın beklenmedik bir şansa ve Güney Asya’daki nüfuzunu güçlendirmesine ihtiyacı var. Ahmedinejad, “doğal gazla atom bombası yapamazsınız” bile dedi geçenlerde.
Zardari ise, 11 Mayıs seçimlerinde Pakistan’da gerçekleşen seçimlerde elini kuvvetlendirdi. Pakistan ekonomisine IP’nin her gün 750 milyon kübik fit doğalgaz pompalamasıyla birlikte, elektrik kesintileri ortadan kalkacak, artık fabrikalar kapanmak zorunda kalmayacak. Pakistan’ın elinde hiç petrol yok. Güneş ve rüzgar enerjisi için devasa bir potansiyeli olabilir, ancak bunları geliştirmek için herhangi bir yatırım sermayesi ve teknik bilgisi bulunmuyor.
Siyasi açıdan bakıldığında, Washington’ı hiçe saymak, tüm Pakistan’da gerçek anlamda “trend” bir tavır –özellikle de 2011 yılında Bin Ladin’in öldürülmesiyle bağlantılı toprak işgali ve gerek Obama gerekse CIA’in aşiret bölgelerinde durdurak bilmeden sürdürdüğü casus uçak savaşlarının ardından…
Dahası, İslamabad’ın 2014 yılından sonra Afganistan üzerinde denetim kurması için Tahran ile yakın işbirliği içerisinde olması gerekecek. Yoksa, Hindistan ile İran ittifakı, belirleyici güç haline gelir.
Washington’ın bir B planı önerisi, hidroelektrik barajları kurulmasına yardımcı olmak gibi muğlak vaatler içeriyordu ve bir kez daha “Boru-istan” çölünde serap görülmesinden öteye geçemeyeceği anlaşılıyordu –keza söz konusu planlar, Bill Clinton döneminden beri sadece kağıt üzerinde varlık sergilemişti.
Ve galip: Çin!
IP, daha şimdiden Yeni İpek Yolları’nın “yıldız” öncüsü haline geldi – ve bu galibiyet, ete kemiğe bürünen cinstendi; Hillary Clinton’ın hayal gücünün bir ürünü değildi. Ve bundan sonra stratejik Gwadar meselesi gündeme geliyordu.
İslamabad, sadece Arab denizindeki Gwadar limanının (ki burası Güneybatı Beluçistan’da aşırı hassas bir noktaydı) operasyonel denetimini Çin’e devretmeye karar vermekle kalmadı; aynı zamanda İslamabad ve Pekin arasında 4 milyar dolarlık bir petrol rafinerisi kurulması için anlaşma imzalandı. Günde 400.000 varil petrol üretecek olan rafineri, Pakistan’daki en büyük rafineri olacaktı.
Bir derin deniz limanı olan Gwadar, Çin tarafından inşa edilmişti; ancak kısa süre öncesine kadar limanın yönetimi Singapur’a aitti.
Çin’in uzun vadeli master planı, güzel tasarlanmıştı. Petrol rafinerisinden sonra atılacak adım; Gwadar’dan Sincan’a bir petrol boruhattı döşemek. Söz konusu boru hattı, Karakoram karayoluna paralel olacak; dolayısıyla Gwadar, Basra Körfezi’nin petrol ve doğalgazını Batı Çin’e dağıtan –ve nihayetinde Pekin’i Hürmüz açmazından kurtaran- kilit bir “Boru-istan düğümü” haline gelecek.
Güneybatı ve Güney Asya’nın kesişim noktasında stratejik bir şekilde konumlanmış olan ve Orta Asya’dan pek de uzak olmayan Gwadar, en sonunda, bir petrol ve doğalgaz merkezi ve petro-kimya odak noktası haline gelmeye hazırlanıyor –Pakistan da bu süreçte İran’ı Çin’e bağlayan kilit bir enerji koridoru olacak. Tüm bunlar elbette Beluçistan’ın CIA tarafından ateşe verilmemesi durumunda gerçekleşebilecek.
Kaçınılmaz olan kısa vadeli sonuç ise, Washington’ın yaptırım obsesyonunun, Arap Denizi’nin ucunda yaşananları unutturması olacak. IP’nin muhtemelen IPC haline gelmesiyle (aralarına Çin’in eklenmesiyle) birlikte, Hindistan artık uyanıp, doğalgazın kokusunu alabilir ve ilk başta ortaya atılan IPI fikrini yeniden canlandırmaya çalışabilir.
Suriye’nin Boruhattı-istan bakış açısı
İran’ın Güney Asya’da yakaladığı başarı, Güneybatı Asya’da yaşadığı açmazlarla örtüşmüyor.
Güney Pars doğalgaz sahaları –ki dünyada en büyüğüdür- İran ve Katar arasında paylaşılıyor. Tahran ve Doha, son derece kurnaz bir ilişki geliştirmiş durumdalar: işbirliği ile sert rekabeti harmanlıyorlar.
Katar’ın Suriye’deki rejim değişikliği konusunda bu denli “obsesif” olmasının ardındaki kilit (ancak söze dökülmeyen) sebep; 10 milyar dolar değerindeki İran-Irak-Suriye boruhattını öldürmek –ki buna Temmuz 2011’de karar verilmişti. Aynı durum Türkiye açısından da geçerli; keza söz konusu boruhattı, Ankara’yı baypas geçecek –oysaki Ankara, her daim Doğu ile Batı arasındaki kilit enerji geçiş noktalarından biri olarak kendisini ön plana çıkarmış idi.
Şunu anımsamak son derece önemli: İran-Irak-Suriye boruhattı, Washington açısından IP kadar “lanetli” bir şey. İkisi arasındaki fark ise, bu durumda Washington’un tüm anlaşmayı sabote etmek konusunda müttefikleri Katar ve Türkiye’ye güvenemeyeceğidir.
Bu da şu anlama geliyor: Sadece İran’ın değil, aynı zamanda 2009 yılında Suriye cumhurbaşkanı Beşar Esad tarafından açıklanan “Dört Deniz” stratejisi’nin de sabote edilmesi. Keza, söz konusu stratejiye göre, Şam, aslında Hazar Denizi, Karadeniz, Basra Körfezi ve Doğu Akdeniz’le bağlantılı bir Boruhattı-istan merkezi haline gelmeliydi.
Stratejiye göre, Suriye, son kertede –Katar’ın değil- bizzat İran’ın enerji akışıyla bağlantılı hale gelecekti. İran-Irak-Suriye, bölgede, “kardeş boruhattı” olarak biliniyor. Ne alışıldık bir manzaradır ki, Batılı kurumsal medya kurumları, bunu “İslami” bir boruhattı olarak yaftalıyorlar. (Peki Suudi boruhatları Katolik midir?) Durumu daha da komik hale getiren ise, bu boruhattındaki doğalgazın, Suriye ve ardından da Lübnan’a doğru akacak olmasıdır –ve buradan da yakınlarda bulunan enerji-yoksulu Avrupa piyasalarına...
Boruhattı-istan oyunları, Irak Kürdistan’ı ile Türkiye arasındaki enerji aşkını hesaba kattığımızda daha da komplike bir hal alıyor. Aynı şekilde İsrail, Filistin, Kıbrıs, Mısır, Lübnan ve Suriye’nin karasularını içine alan Doğu Akdeniz’de son yaşanan doğalgaz keşifleri de, işi karmaşıklaştıran bir diğer etmen. Tüm bu aktörler, belki de, enerji ithalatçısı konumundan enerji ihracatçısı konumuna geçebilecekler.
İsrail’in elinde doğalgazını bir boruhattı ile Türkiye’ye, ardından da Avrupa’ya ithal ederek göndermek gibi net bir seçenek var. Bu da Türkiye Başbakanı Erdoğan ile İsrail Başbakanı Netanyahu arasında, Obama’nın arabuluculuğu ile kısa süre önce gerçekleşen telefon konuşmasını oldukça iyi açıklıyor.
İsrail ile Lübnan arasındaki toprak ve deniz sınırları, BM’nin 2000 yılında belirlediği muğlak Mavi Hat’ta bağlı bulunuyor. Şam ve Tahran, bir kez daha Washington’a ters düşecek bir hareketle, Beyrut’u destekliyorlar. Şam, aynı zamanda Bağdat’ın dağıtım araçlarını çeşitlendirme stratejisini destekliyor ve böylelikle bir kez daha Hürmüz Boğazı’ndan kaçmayı deniyor. Dolayısıyla, İran-Irak-Suriye boruhattının önemi ortaya çıkıyor.
Suriye’nin Tahran açısından bir “kırmızı çizgi” olduğuna şüphe yok. Şimdiyse tüm Boruhattı-istan, Katar’ın, Washington’un obsesyonunun izinden daha ne kadar ilerlemek isteyeceğini izleyecek.
Gençlik Merkezimizden KKTC Cumhurbaşkanı Erhürman’a ziyaret
Gençlik Merkezi Başkanımız Çağrı Batuhan Budak ve yönetim kurulu üyeleri KKTC Cumhurbaşkanı Sayın Prof. Dr. Tufan Erhürman’a hayırlı olsun ziyaretinde bulundu.
TürkiyeSiyonist emperyalizm ve iki manyak…
En gelişmiş silahlar, -maalesef- en eski nefretlerin hizmetindedir.
DünyaBir Milletin İstiklal Sesi: Mehmet Emin Resulzade
Türk dünyasının modern tarihine bakıldığında, bazı isimler yalnızca kendi dönemlerinin değil, aynı zamanda milletlerinin kaderinin de sembolü hâline gelir. Bu isimlerden biri hiç şüphesiz Mehmet Emin Resulzade’dir.
Bakü Türkoloji Kurultayı: Ortak Hafızanın ve Dil Birliğinin Yüz Yıllık Çağrısı
Türk dünyasının ilmî, fikrî ve kültürel tarihinde müstesna bir yere sahip olan Bakü Türkoloji Kurultayı, ilk kez 1926 yılında Bakü’de düzenlendi.
TürkiyeGençlik Merkezimizden KKTC Cumhurbaşkanı Erhürman’a ziyaret
Siyonist emperyalizm ve iki manyak…
Bir Milletin İstiklal Sesi: Mehmet Emin Resulzade
Bakü Türkoloji Kurultayı: Ortak Hafızanın ve Dil Birliğinin Yüz Yıllık Çağrısı
Genç ASAM
Avrasya Bir Vakfı Cumartesi Sohbetleri'nde Türk Dünyasının Geleceği Masaya Yatırıldı
Âlemin yeni ‘ouroboros’u: ABD…
Cumhurbaşkanı Erdoğan: Malezya ile atabileceğimiz müşterek adımları değerlendirmeyi sürdüreceğiz
Venezuela: ABD'nin askeri müdahalesinde ölenlerin sayısı 100'e yükseldi
2026’ya iklim krizini önleyemeyeceğimizi kabullenerek mi girdik?
Trump, Venezuela'da kontrolün ABD'de olduğunu ve seçimlerin "doğru zamanda" yapılacağını söyledi
Yemen hükümeti, Hadramevt vilayetinde tamamen kontrol sağlandığını açıkladı
ÇELİKKUBBE'ye bir SİPER Sistemi daha eklendi
İstanbul'da terör örgütü DEAŞ'a yönelik operasyonda 110 zanlı yakalandı
Trump'tan Türkiye'nin Gazze'deki Uluslararası İstikrar Gücüne katılımı konusunda değerlendirme
HÜRJET'ten 2,6 milyar avroluk ihracat başarısı
ERSİAD, Bilal Erdoğan'ı Ağırladı…
Yunan Savunma Bakanı Dendias’tan haddini aşan sözler: Ege’yi füzelerle kapatacağız
KIZILELMA'nın tarihi başarısı dünyada yankılandı! 'Başkaları hayal kurarken Türkiye gerçekleştirdi, havadan havaya ölüm zinciri'
Trump Maduro'yu aradı: 'Venezuela'yı terk et' talebi
İçme suyu ve tarımda tasarruf önlemleri kuraklık riskine karşı güçleniyor
Helal telefon olsa alır mıydın?
Duygusal tüketim nesnesi olarak Atatürkçülük
Murat Ülker yapay zekânın atladığı gerçeği yazdı: SHG Airshow 2025
Milletimizin başı sağ olsun
Rahmi Koç bile “Bütün işleri yurt dışına taşımışsın” dedi!
Yıldız Holding Yönetim Kurulu Üyesi, Pladis ve Godiva YK Başkanı Murat Ülker, Avrasya Bir Vakfı’nda
Avrasya Bir Vakfı, 2025 - 2026 Açılış Konferansı
Avrupa için rol model! Dünya basını yazdı: Türkiye, NATO'nun yükünü omuzluyor
Yunan akademisyenden canlı yayında Türkiye itirafı! 'Atina çıkmaza sürükleniyor, kapı değişti'
Yükleniyor
