Rahmetli Oktay Sinanoğlu’nun “Gönülün içinden geçmeyen akıl, belâdır” diye enfes bir sözü vardır. Sinanoğlu, gönlün aynı zamanda insanlık olduğunu ifade eder ve tam olarak şöyle der: “Batı dillerinde ‘gönül kelimesinin karşılığı yoktur. Çünkü insanlık yoktur. Her gittiği yerde, sömürgeciliği icat eden de Batı’dır.”
***
Sözü şuraya getirmek istiyorum:
CHP politbürosu ve eski vesayetçi sözümona elitistlerinin son günlerdeki histeriye dönüşen ‘akıl tutulması’nın sebebi de bu gönül yoksunluğudur. Cumhuriyetle birlikte kendilerine açtıkları elverişli ve gösterişli alan, ülkenin hakiki sahipleri tarafından santim santim geri alınmaya başlandığı için korkunç bir rövanş refleksi ile hareket etmeye başlamaları bu yüzdendir.
Merhum Hüsamettin Arslan’ın, bu tezimi doğrulayan şu tespitine dikkat kesilelim: “Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği” der Cornelius Castoriadis, “dört sözcük, dört yalandır.” Ondan ilhamla “Cumhuriyet Halk Partisi” için de benzer bir denklem kurabiliriz. Cumhuriyet Halk Partisi (CHP): üç kelime, üç muhteşem yalandır! Totaliter bir rejim, cumhursuz bir “halkçılık” ve başka partilerin olmadığı bir ülkede “parti” olmayan bir parti; “politbüro”nun Türkiye’deki “soft” muadili.
***
1. CHP’nin zorakî lideri Özgür Özel’in, İmamoğlu protestosu için Saraçhane’ye toplanan kalabalığa “polise saldırın talimatı”…
2. Onbinlerce insanın korkunç bir soykırımla yok edildiği Gazze’ye karşı başlatılan İsrail menşeli ürünlere boykot çağrılarına üç maymunu oynayan ama İmamoğlu’nun tutuklanmasının ardından yerli ve milli ürünler için sloganlaştırdığı akıl almaz boykot çağrıları…
3. İmamoğlu’nun babasının bayram sabahı milletin gözünün içine baka baka, Tevrat diline sarılarak bir Yahudi bedduasıyla iktidara lânetler yağdırması…
4. Tutuklu şahsın eşinin Kent Lokantalarını kast ederek kameralar önünde Marie Antoinette sendromuna girip “sayemizde et yüzü gördünüz” diyerek emeklileri aşağılayan absürd ve kibirli açıklaması…
5. Yolsuzluk, usulsüzlük, irtikap, görevi kötüye kullanma iddialarıyla tutuklanan belediye başkanları ve belediye yöneticilerinin bu cürümlerini yok sayıp (hatta onaylayıp), meseleyi Atatürk’e, Cumhuriyet’e, laikliğe indirgeyip sokaklardaki elitist, lümpen, sığ, uyuşturulmuş, hakikate yabancı, rövanş hastalığı depreşmiş vandallığı kutsamaları…
6. Yine, zorakî lider Özel’in, ülkenin bir iç hukuk meselesini uluslararası mahfillerde şikayet konusu yaparak adeta bir küresel darbe çağrısında bulunması…
7. Hızını alamayıp medyayı, iş dünyasını, konuya karşı tarafsız davrananları çirkin bir üslup ve hadsizce tehdit etmesi...
Bütün bunlar ve daha fazlası kelimenin bütün anlamlarıyla birer akıl tutulmasıdır.
***
Max Horkheimer’in “Akıl Tutulması” isimli bir kitabı vardır. Horkheimer, kitabında, özet olarak dönemin Hitler Almanyasının yükselişini, Avrupa’yı kasıp kavuran faşist dalgalanmayı ve beraberinde ABD’deki bireyci anlayışı işler. Her ne kadar kitap, Avrupa’daki anti-faşist mücadele sürerken ve Marksizm’in önemli isimleri Nazi hücrelerinde ölüm-kalım savaşı verirken kapağı ABD’ye atmış bir ‘küçük-burjuva’ kalemden çıkmış olsa da kuramsal eleştiri anlamında önemlidir.
Bugün, CHP gibi pragmatizm ipine sıkı sıkı sarılanlara ciddi bir eleştiri getiren “Akıl Tutulması”nı, kendilerini ülkenin sahibi olarak gören bu partinin (köylü) elitinin mutlaka okumaları gerekiyor.
***
Ekrem İmamoğlu’nun, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığına giden süreçteki yolculuğunun kişisel bir başarı veya CHP’nin kurumsal yükselişi olarak görülmesi akıl dışıdır. Partinin aldığı oy oranı, sözü edilen kişinin performansının böyle bir başarı için yetersiz kaldığı ortadadır. Bu süreçte bir başka aklın yörüngesine girilmiş midir, sonuç için bir İttihatçı pazarlığı yapılmış mıdır, tıpkı 6’lı masadaki gibi bir paylaşım söz konusu mudur, bakmak lazım. Fakat sonuç olarak ortada yine de bir başarı vardır. Başarı kadar önemli olan bir şeye daha dikkat çekmek gerekir; o da, bu ekibin bireysel zenginleşmeleri için tercih ettikleri yöntem ve ilişkiler…
Bu mesele elbette adaletin konusudur.
***
Yineleyelim:
Akıl tutulması, bireyin veya toplumun, normal şartlarda eleştirel ve mantıklı düşünme kabiliyetini kaybetmesi, gerçekleri görmezden gelmesi veya yanlış inançlara körü körüne bağlanmasıdır.
İşte, hukukun devraldığı bir konuda bir liderin veya ideolojinin körü körüne savunulmasının, bilimsel ve siyasal gerçeklikten koparak komplo teorileri zemininde meseleleri ajite/tahrik edilmesi bir akıl tutulmasıdır.
Kendilerini ‘eski kutsal Türkiye’nin sahibi gören CHP elitleri/jüristokratları (entelektüeller, zenginler, bürokratlar, sanatçılar vb.) alışkın oldukları karar alma süreçlerinde artık ayrıcalıklı bir yere sahip olmadıklarının farkında.
O yüzden hâlâ “Benim oyumla dağdaki çobanın oyu eşit değil” histerisinden sıyrılabilmiş değiller. Ayaklarına giydikleri galoşlarla evlerine girebildikleri ‘fakir köylü’leri sadece seçim zamanı hatırlayan ve ikballeri için onlardan oy dilenen bu mirasyedi elitistlerin hırçınlığı -onlar açısından- aslında anlaşılabilir bir şey.
- Çünkü bilgi ve uzmanlık üstünlüğü artık onlarda değil.
- Ekonomik güç ve statüleri yara almış durumda.
- Kültürel ve sanatsal üstünlük ellerinde gibi görünse de yeni eserler üretemiyorlar.
- Siyaset ve bürokraside zayıfladıklarının farkındalar.
- Toplumu ikna edecek argümanları kalmadığı için yeni fikir ve proje üretemediklerini, çoğu zaman halktan kopuk olduklarını ve aslında demokratik değerlerden uzaklaştıklarını da görmekteler…
CHP elitleri ve İmamoğlu özelinde meseleye geniş bir perspektiften bakılırsa karşımıza böyle bir genel manzara çıkacaktır.