İsrail`in Filistin`deki Tapınakçılar`a Yaptığı Ödeme
Filistinliler, dünya çapında dışlanmış ve zararları telafi edilmemiş haldeler. Bununla birlikte, şu nokta fazla bilinmez: Filistin’deki dört topluluk, kayıpları karşısında titizlikle değerlendirilmiş ve uluslararası düzlemde beli
Rosemarie M. Esber *
Geçtiğimiz Mayıs, Nakba’nın 65.yıldönümüydü. Nakba, 1948 yılında yaşanan bir Filistin faciası. İsrailli askerler, 800.000 kadar Filistinliyi ülkelerinden sürmüş ve mülklerine el koymuştu. Toplamda 536 kent, köy ve kasaba, 1948 savaşında gaspedilmişti – yani tarihi Filistin topraklarının %78’inden söz ediyoruz.
Nakba, sadece tarihi bir olay da değil. Süregiden bir travma olmaya devam ediyor.
Filistinlilerin insan hakları her gün ihlal ediliyor; işgal altında yaşıyorlar; veya anavatanlarından mahrum bırakılıyorlar. Öte yandan, İsraillilerin toprak ve su gaspları da devam ediyor – özellikle Batı Şeria ve Nakab (Negev) çölünde.
Filistinliler, dünya çapında dışlanmış ve zararları telafi edilmemiş haldeler – her ne kadar İsrail 1949 yılında Birleşmiş Milletler’e kabul edilirken Filistinli mültecilerin ülkelerine geri dönmeleri ve hasarlarının telafi edilmesi yönündeki 194 sayılı Karar’a uyacağı yönünde taahhütte bulunmuş olsa da..
Bununla birlikte, şu nokta fazla bilinmez: Filistin’deki dört topluluk, kayıpları karşısında titizlikle değerlendirilmiş ve uluslararası düzlemde belirlenmiş bir tazminat aldılar. Dört köy – Sarona, Wilhelma, Betlehem ve Waldheim- Templers (Tapınakçılar) adı verilen bir Hıristiyan Alman gruba ait.
Yerleşimciler için model
Jaffa yakınlarında bulunan Sarona, Filistin’deki ilk modern tarım yerleşimlerinden biriydi (1871) ve Yahudi yerleşimciler için bir model oldu. Lydda yakınlarındaki Wilhelma (1902) ve Galilee’nin üstlerindeki Betlehem (1906) ve Waldheim (1907), müreffeh, toplu yaşamın sürdüğü Alman tarım yerleşimleridir.
Tapınakçılar, Filistin’de Alman vatandaşlıklarını korumuşlardır. Her ne kadar 1933 yılında Filistin’de bir Nazi partisi şubesi kurmuş olsalar da, İsrailli akademisyen Yossi Ben Artzi’ye göre, Tapınakçılar’ın sadece %17’si, Nazi sempatizanıdır. Bununla birlikte, savaşa en uygun vücut yapısına sahip Tapınakçılar erkekleri, 1939 yılında Alman ordusunda askere yazılmışlardır.
İkinci Dünya Savaşı sırasında, İngiliz manda hükümeti, kırsal bölgelerdeki Alman uyruklu vatandaşları enterne ettiler. Tapınakçı ailelerinin bazıları, daha sonra sınır dışı edildi ve Avustralya’ya sığındı. Diğerleri ise, İngiliz-Alman mahkum değiş tokuşunun bir parçası oldular. Söz konusu takas, özellikle Bergen-Belsen toplama kamplarından gelen Alman uyruklu Yahudileri kapsadı.
Savaşın ardından, İngiliz ordusu, Almanları Yahudi aşırılık yanlılarından korumak üzere dört Templer/Tapınakçı köyünü korudu. Bununla birlikte, Nisan 1948’de, Siyonist bir saldırı sonucunda Waldheim’de en az iki kişi öldürüldü ve birçok Templer buradan kaçmak zorunda kaldı. Bu tür saldırılar ve cinayetler, köylülerin gözünün korkutulması ve onları burayı terk etmeye mecbur bırakmaya dönüktü. Bunlar, 1948 yılındaki savaş boyunca yüzlerce Filistinli Arap köyünün Siyonist güçler tarafından boşaltılmasına yol açtı.
Kaderleri Yön Değiştiriyor
Yerlerinden edilen Templer’lar, Avustralya’ya kabul edilinceye dek Kıbrıs’ta kaldılar ve buranın vatandaşı oldular. (ayrıntılı bilgi için, bkz. Suzanne D. Rutland, “‘Buying out of the Matter’: Australia’s Role in Restitution for Templer Property in Israel,” (Meselenin Satın Alınması: İsrail’deki Templer Mülkünün İadesinde Avustralya’nın Rolü) Journal of Israeli History: Politics, Society, Culture, 24:1, 2005, sf 135-154).
İşte burada Filistinli mülteciler ile Alman Templer mültecilerinin kaderi ayrılıyor. Avustralya ve Batı Almanya hükümetleri, İsrail devleti 1952 yılında Alman mültecilere dört köy ve Templerların kentlerdeki (Acre, Hayfa, Jaffa ve Kudüs) mülkleri karşılığında tazminat ödemeye karar vermeden önce on yıl boyunca birlikte çalıştılar. Stanford Üniversitesi’nden önde gelen bir tarım ekonomisti, Templer’ların ellerindeki varlıklara (tüm gayrimülkler, evler ve tarım arazileri, ormanlar, üzüm bağları, tavuk çiftlikleri ve domuz ağılları dahil olmak üzere) bir değer biçti.
10 yıl sonra, yani 1962 yılında, İsrail hükümeti, Batı Almanya’ya 54 milyon değerinde Alman markı ödedi. Bu meblağ, “İsrail’deki Alman Seküler Mülkü” karşılığındaydı ve yerlerinden edilip malları ellerinden alınmış olan Templer’larla ilgiliydi. Söz konusu para, Avustralya Commonwealth’ine aktarıldı. (Bkz Avustralya Antlaşma Serileri 1966, No: 3)
Enerjik Kampanya
Alman Tapınakçıları, Filistin’de el konulmuş mülkleri karşılığında İsrail devletinden nasıl tazminat edindiler dersiniz?
Avustralya ve Alman hükümetleri, Templer’ların varlıkları karşılığında İsrail’den tazminat elde edebilmek için enerjik ve kararlı bir uluslararası diplomatik kampanya yürüttüler. Avustralya hükümetleri, kararlı ve ikna ediciydi. Mültecileri yeniden iskan etmek üzere tazminatlardan gelecek sermaye girişlerine ihtiyaçları vardı.
Avustralya, aynı zamanda, yeni vatandaşlarının mülk halklarını koruma yükümlülüğü altındaydı. Templerlar, belgeler yoluyla kendilerini aktif olarak temsil edildiler; uluslararası forumlarda kanıtlarını sundular ve Avustralya, Almanya ve İsrail hükümetleri nezdinde halklarını sürekli bir şekilde dillendirdiler.
Tapınakçılar, hükümetleri nezdinde lobi yaptılar, uluslararası konferanslarda bu konu hakkında baskı uygulamak üzere boy gösterdiler, haklarını savundular.
Templerların aksine, diasporada bulunan ve başka vatandaşlıklar taşıyan Filistinliler ise, bugünkü İsrail topraklarında kalmış varlıkları karşılığında herhangi bir tazminat ve telafi elde etmede başarılı olamadılar. 1949 yılında, eğitimci Khalil Totah, Amerikan Dışişleri Bakanlığı’na sürekli olarak başvuruda bulunarak, kendisine, tarihi Filistin topraklarındaki portakal bahçesi ve arazileri karşılığında tazminat verilmesi için destek talep etmişti. “ABD topraklarında yaşayan bir Amerikan vatandaşı olarak, bu tazminatı talep etmem için sizden başka beni destekleyecek kim var?”, diye yazmıştı.
Amerikan hükümetinin Totah veya başka bir Amerikan vatandaşına 1948 savaşı veya ardından İsrail tarafından el konulan mülk veya varlıkların telafisi için yardımda bulunduğuna dair kamuya açık herhangi bir kayıt bulunmuyor.
Birleşmiş Milletler üyelerinin Filistinlilerin insan haklarının bastırılmasında suç ortağı olmaları, trajik ve ironik bir durum. Her ne kadar bazı devletler Filistin’de yerlerinden edilmiş (küçük ancak hatırı sayılır bir azınlık statüsündeki ve Nazi Almanyası’na sempati duyup onun için mücadele etmiş olan) Avrupalı yerleşimci topluluklar için tazminat elde etmek üzere ciddi bir diplomatik baskı uygulamış olsalar da, yerli Filistinlilerin Nakba telafisi ve tazminatının uluslararası hukuk çerçevesinde elde edilmesine dönük herhangi bir diplomatik baskı ortaya konmadı. (Kanada merkezli Global Research, 6 Haziran 2013)
* Rosemarie M. Esber, “Under the Cover of War: The Zionist Expulsion of the Palestinians” (Savaş Kisvesi Altında: Filistinlilerin Siyonistler Tarafından İhracı) adlı kitabın yazarıdır. Kendisi, bağımsız bir araştırmacıdır ve Washington’da yaşayan bir uluslararası kalkınma danışmanıdır.
Gençlik Merkezimizden KKTC Cumhurbaşkanı Erhürman’a ziyaret
Gençlik Merkezi Başkanımız Çağrı Batuhan Budak ve yönetim kurulu üyeleri KKTC Cumhurbaşkanı Sayın Prof. Dr. Tufan Erhürman’a hayırlı olsun ziyaretinde bulundu.
TürkiyeSiyonist emperyalizm ve iki manyak…
En gelişmiş silahlar, -maalesef- en eski nefretlerin hizmetindedir.
DünyaBir Milletin İstiklal Sesi: Mehmet Emin Resulzade
Türk dünyasının modern tarihine bakıldığında, bazı isimler yalnızca kendi dönemlerinin değil, aynı zamanda milletlerinin kaderinin de sembolü hâline gelir. Bu isimlerden biri hiç şüphesiz Mehmet Emin Resulzade’dir.
Bakü Türkoloji Kurultayı: Ortak Hafızanın ve Dil Birliğinin Yüz Yıllık Çağrısı
Türk dünyasının ilmî, fikrî ve kültürel tarihinde müstesna bir yere sahip olan Bakü Türkoloji Kurultayı, ilk kez 1926 yılında Bakü’de düzenlendi.
TürkiyeGençlik Merkezimizden KKTC Cumhurbaşkanı Erhürman’a ziyaret
Siyonist emperyalizm ve iki manyak…
Bir Milletin İstiklal Sesi: Mehmet Emin Resulzade
Bakü Türkoloji Kurultayı: Ortak Hafızanın ve Dil Birliğinin Yüz Yıllık Çağrısı
Genç ASAM
Avrasya Bir Vakfı Cumartesi Sohbetleri'nde Türk Dünyasının Geleceği Masaya Yatırıldı
Âlemin yeni ‘ouroboros’u: ABD…
Cumhurbaşkanı Erdoğan: Malezya ile atabileceğimiz müşterek adımları değerlendirmeyi sürdüreceğiz
Venezuela: ABD'nin askeri müdahalesinde ölenlerin sayısı 100'e yükseldi
2026’ya iklim krizini önleyemeyeceğimizi kabullenerek mi girdik?
Trump, Venezuela'da kontrolün ABD'de olduğunu ve seçimlerin "doğru zamanda" yapılacağını söyledi
Yemen hükümeti, Hadramevt vilayetinde tamamen kontrol sağlandığını açıkladı
ÇELİKKUBBE'ye bir SİPER Sistemi daha eklendi
İstanbul'da terör örgütü DEAŞ'a yönelik operasyonda 110 zanlı yakalandı
Trump'tan Türkiye'nin Gazze'deki Uluslararası İstikrar Gücüne katılımı konusunda değerlendirme
HÜRJET'ten 2,6 milyar avroluk ihracat başarısı
ERSİAD, Bilal Erdoğan'ı Ağırladı…
Yunan Savunma Bakanı Dendias’tan haddini aşan sözler: Ege’yi füzelerle kapatacağız
KIZILELMA'nın tarihi başarısı dünyada yankılandı! 'Başkaları hayal kurarken Türkiye gerçekleştirdi, havadan havaya ölüm zinciri'
Trump Maduro'yu aradı: 'Venezuela'yı terk et' talebi
İçme suyu ve tarımda tasarruf önlemleri kuraklık riskine karşı güçleniyor
Helal telefon olsa alır mıydın?
Duygusal tüketim nesnesi olarak Atatürkçülük
Murat Ülker yapay zekânın atladığı gerçeği yazdı: SHG Airshow 2025
Milletimizin başı sağ olsun
Rahmi Koç bile “Bütün işleri yurt dışına taşımışsın” dedi!
Yıldız Holding Yönetim Kurulu Üyesi, Pladis ve Godiva YK Başkanı Murat Ülker, Avrasya Bir Vakfı’nda
Avrasya Bir Vakfı, 2025 - 2026 Açılış Konferansı
Avrupa için rol model! Dünya basını yazdı: Türkiye, NATO'nun yükünü omuzluyor
Yunan akademisyenden canlı yayında Türkiye itirafı! 'Atina çıkmaza sürükleniyor, kapı değişti'
Yükleniyor
