Mustafa SEVER

Tarih: 02.05.2023 09:44

Erk’in Üç Ayağı

Facebook Twitter Linked-in

Prof. Dr. Mustafa SEVER

 

İnsanlık tarihinde “devlet” bir kurumlaşma, örgütlenme aşamasıdır. İnsanların daha kompleks düşünme seviyesine eriştikleri, dahası toplumsal yaşamda işbölümünün gelişmesi sürecinde toplum yaşamının düzenlilik içinde sürmesi için gerekli bir örgütlenme aşamasıdır. Bu örgütlenmede kurallar, diyesi kanunlar oluşturulur. Bu, kanunlar oluşturma işini, birçok toplumda/millette ilahî güç tarafından kendisinin görevlendirildiğini ileri süren insanlar yapar ki bunlar yöneticilerdir. Yöneticiler, ilahî gücün ya da güçlerin (Tanrı’nın ya da tanrıların) buyruklarına uygun oluşturdukları kanunları, uygulayan ve uygulatan konumdadırlar. İşbölümü çerçevesinde kendilerinin altında da belli iş ve uygulamaları gerçekleştiren alt yöneticiler de (ödül ve cezayı takdir eden hâkimler, uygulamada görevli memurlar, askerler, vd.) vardır. Elbette, bu yapının birimleri arasında da eşgüdüm söz konusudur. Yönetenlerde güçlü bir yaptırım gücünün oluştuğu bu süreçte, yönetenler ve yönetilenler arasında ödev ve sorumluluklar açısından “karşılıklılık” çok önemlidir. Devletin, diyesi devlet örgütünün işlerliğini üstlenen yöneticilerin yönetilenlere karşı ödev ve sorumluluklarını yerine getirmesi ne denli önemliyse, yönetilenlerin de devlete karşı yerine getirmeleri ödev ve sorumlulukları vardır. 

İslâmiyet’in kabulü öncesindeki Türk devletlerinde yönetenler-yönetilenler arasındaki ilişkiler, ödev ve sorumluluk açısından karşılıklı olduğu gibi, yönetenlerin Gök Tenri’ye karşı görev ve sorumluluklarını da içeriyordu. Türk kültürünün yazılı kaynakları arasında müstesna bir yeri olan Göktürk Abideleri’nde “Kangımız eçimiz kazganmış budun atı küsi yok bolmazun (27) tiyin Türk budun üçün tün udımadım, küntüz olurmadım. İnim Kül Tigin birle iki şad birle ölü yitü kazgandım. Ança kazganıp biriki budunug ot sub kılmadım.”//Babamızın, amcamızın kazanmış olduğu milletin adı sanı yok olmasın diye, Türk milleti için gece uyumadım, (27) gündüz oturmadım Küçük kardeşim Kül Tigin ile, iki şad ile öle yite kazandım. Öyle kazanıp bütün milleti ateş, su kılmadım/ateş ve su gibi birbirine düşman etmedim)”.(Kültigin Abidesi, Doğu cephesi).

Görüldüğü üzere devletin, devlet adamının görevi, milletin devamlılığını sağlamak, bunu sağlarken de gecesini gündüzünü milletin huzur ve mutluluğunun tesisi yönünde harcamaktır. Milletin de devlete, yönetenlere karşı görev ve sorumlulukları vardır. Sözgelimi, başta gelenekten gelen, ancak zamana ve koşullara uygun olarak güncellenen töreye (kanunlara) uymak, üzerine düşen görevleri (askerlik gibi, vergi vermek gibi) yerine getirmek, milletin ödev ve sorumluluğudur.

İslâmiyet’in kabulü sonrası Türk kültürünün yazılı kayaklarından olan Kutadgu Bilig’te yönetenler-yönetilenler arasındaki ilişkiler daha bir ayrıntılı irdelenmiştir. Balasagunlu Yusuf, devlet yönetiminde yöneticinin durumunu, ödev ve sorumluluklarını, uygulamaya koyduğu törenin/kanunların nasıl olması gerektiğini teatral bir üslupla sergiler. 

Kutadgu Bilig’te uygulanacak kanunların/yasaların nitelikleri, olması gereken özellikleri dile getirilmiştir. Bu özelliklerin başında törenin/kanunun temelinin “doğruluk” olduğu belirtilir. Töre, kanun ya da yasa, adına ne derseniz, doğru olursa, âdil şekilde uygulanırsa dünya huzura kavuşur (819); doğruluk yolu yöneticiliğin esâsıdır (821). Her kim yöneten olursa, onun tabiatı yumuşak, tavır ve hareketi asilâne olmalıdır (546). Yusuf Has Hacib, devleti temsil eden yönetici/hükümdâr Küntogdı’nın kanunun ve uygulanmasının özelliklerini veziri Aytoldı’ya açıklamasını şöyle bir mizansen dâhilinde sahneler:

“Hükümdâr üç ayaklı gümüş bir tahtta oturuyordu ve elinde büyük bir bıçak tutuyordu; solunda bir acı ot ve sağında şeker bulunuyordu (771-72). İşte bak ben de doğruluk ve töreyim/yasayım; üzerinde oturduğum tahtın üç ayağı vardır, bu üç ayağın her üçü düz durdukça taht sallanmaz. Üç ayaktan biri yana yatarsa, diğer ikisi de kayar ve üzerinde oturan yuvarlanır. Bak benim tabiatım de yana yatmaz doğrudur; eğer doğru eğilirse kıyamet kopar. Ben işleri doğruluk ile hallederim; insanları bey veya kul olarak ayırmam. Elimdeki bu bıçak, biçen ve kesen bir alettir. Ben işleri bıçak gibi keser atarım; hak arayan kimsenin işini uzatmam. Şekere gelince, o zulme uğrayarak benim kapıma gelen ve adâleti bende bulan insan içindir. O insan benden şeker gibi tatlı ayrılır ve sevinir. Zehir gibi acı olan bu Hint otunu ise, zorbalar ve doğruluktan kaçan kimseler içer. Ben hüküm verince Hint ilacı içmiş gibi yüzlerini ekşitirler. Benim bu sertliğim asık suratım bana gelen zalimler içindir. İster oğlum ister yakınım veya hısmım olsun, ister yolcu, geçici ister misafir olsun, kanun karşısında benim için bunların hepsi birdir; hüküm verirken hiç biri beni farklı bulmaz. Bu beyliğin temeli doğruluktur; beyler doğru olursa dünya huzura kavuşur. Doğruluk yolu beyliğin esasıdır. Bey doğru olur ve ülkeye böyle hüküm ederse bütün dileklerine kavuşur.” (800-822).

Burada üç ayaklı gümüş taht ile yönetim makamından beklenen üç temel işleve işaret edilir: Doğruluk ile hüküm verme, haklıyı ödüllendirme ve haksızı cezalandırma. Hükümdâr, hükümranlığının bu üç ayağına aynı ağırlığı, önemi vermelidir; ki ülkesi, barış ve huzur içerisinde yaşayabilsin. Hiç kimsenin ayrıcalığı olmadan kanun karşısında eşit olarak hak ettiği ödüle veya cezaya uğraması, kanunun güvenilirliğini, hükümdârın adaletine olan inancı sağlamlaştıracaktır. Zira, kişinin kanuna aykırı davranışında cezalandırılacağını, kanunlara uygun hareket ettiğinde ise huzur ve güven içinde yaşayacağını bilmesi, hukuka olan güvenini ve inancını pekiştirecektir. İslâmîyet’in kabulünden sonra Türkçeye giren “Şeriatın kestiği parmak acımaz” sözü de kanunun âdil olarak uygulanacağına olan inanç ve güvenin ifadesidir. 

Günümüzdeki çağdaş, demokratik devletlerin temel özellikleri de bu şekildedir. Yasalar önünde herkes eşittir ve herkese ayrıcalık gözetilmeden uygulanır. Kutadgu Bilig’e göre toplumsal barışı tesis edecek nizam, Hz. Âdem’in dünyaya indiğinden beri daima anlayışlı insanlar tarafından uygulana gelmiştir (219). Halkı idare edecek kişi, işle ve sözle her vakit iyilik etmelidir (230). İyi nizam koyanlar ve iyilikte ileri gelenler bilgili beyler olmuştur (252). 

Kutadgu Bilig’e göre iki türlü insan vardır; bunlardan biri eline kılıç alan ve halkı itaat altında tutandır. Diğeri ise eline kalem alan, doğru yolu gösteren kişidir. İyi nizam bu iki kişiden miras kalmıştır (265-69). Yönetici, halkın yükünü yüklenmiş bir kişidir. Bu nedenle düşünerek hareket etmeli, gafil olmamalıdır. Sürüsünü aç kurtlardan koruyan kahraman bir çoban gibi halkını korumasını bilmelidir. Çünkü, memlekette bir kimse bir gece aç kalırsa, onun hesabını Tanrı, yöneticiden soracaktır. Yönetici bir meş’ale gibi yanıyorsa, ışığı halkı içindir (5163-66). Yönetici, iyiye kıymet vermeli ki böylece bütün halk iyi olsun (5283). Her vakit doğrulukla hüküm etmeli; çünkü beylik, kanun ile ayakta durur (5285). Gücü yettiği kadar kanunu uygulamalı ve halkın hakkını vermeğe çalışmalıdır. Eğer kusur ederse, Tanrı’dan affını dilemeli ve her gün tekrar tekrar tövbe etmelidir. (5288-89). Kanunlara riâyet eden doğru bey, gerçekten bir saadettir; onun saadetinden herkes kendisine hisse alır (3461). Adalete istinad eden kanun göğün direğidir. Kanun bozulursa gök yerinde duramaz. Kanun koyan bu beyler hayatta bulunmasalardı, Tanrı yedi kat yerin nizâmını bozmuş olurdu. Âdil beyin yüzünü gören kutlu olur; sevaba girer ve günahtan kurtulur (3463-65). Âdil beyin, dolayısıyla törenin rahatsız olduğu, hoşlanmadığı şeylerin başında yalan gelir. Daha sonra halka zulüm edenler gelir. Harîs tabiatlı, gözü doymaz, olgun olmayan, aceleci davranan, her işte hiddet gösterenler, içkiye düşkün olanlar, çalıp çırpanlar kanunun/Küntogdı’nın hoşlanmadığı, işe yaramaz bulduğu, zararlı insanlardır (848-51). 

Memleketin bağı ve kilidi, uyanıklık ve yasadır. Hangi yönetici, memlekette âdil yasalar uygularsa, o memleketini düzenlemiş ve aydınlatmıştır (2015-17). Yöneticilik (beylik), zulüm ve ihmalkârlık ile bozulur (2024). Zâlim, uzun süre beyliğe sahip olamaz; zâlimin zulmüne halk uzun müddet dayanamaz. Zulüm, yanan bir ateştir; yapanı, yaklaşanı yakar. Kanun sudur, ateşi söndürür; akıtılırsa nimetler yetişir (2030-32). 

Yöneticiye cömertlik ve alçakgönüllülük lâzımdır; alçakgönüllülük ile birlikte tabiatı da sâkin olmalıdır (2049). Yönetici, acelecilikten, cimrilikten, hiddetten, inatçılıktan, yalancılıktan uzak durmalıdır (2062). Yönetici, içki içmemeli, fesatlık yapmamalıdır; bu iki hareket yüzünden ikbâl elden gider. Yönetici şaraba alışırsa, memleket ve halk çok acı çeker. Vaktini kumara verirse, devlet işleri ihmal edilir, memleket bozulur, (2091-94). 

Görüldüğü üzere, Kutadgu Bilig’te kanunlara, kanunların adaletle uygulanmasına büyük önem verilmekte ve kanunların her şeyin üstünde olduğuna vurgu yapılmaktadır. Eserde Yusuf’un hükümdârı doğrudan doğruya “töre/kanun” olarak adlandırması buna işarettir; ki, yasa yapıcı hükümdârdan sıradan bir insana kadar herkes, yasalar karşısında eşit ve imtiyazsızdır. Bu da günümüz çağdaş devletlerinde hukukun üstünlüğüne olan evrensel inancı ve verilen önemi göstermesi bakımından önemlidir. Yasanın/Törenin ayrım gözetilmeden uygulanması, yönetilenlerin yönetenlere karşı inanç ve güvenini pekiştirir. Günümüzün sosyal devletinin ve dolayısıyla evrensel hukukun hedefi, yasaların insanlar arasında fark gözetilmeden uygulanmasıdır. Bu yönüyle yasa/töre, yöneticilerin keyfîliğine de izin vermeyip onun erkinin sınırlarını çizer.

 

 


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —