Doç. Dr. Aybeniz Rahimova

Tarih: 22.04.2020 20:59

HOCAM

Facebook Twitter Linked-in

 

UNUTMAYALIM - Türk dünyasının bilim adamları dizisi - Onuncu yazı

 
 
 
 
 
 
 

BAKÜ MEKTUBU

 

Oditoyrum  adeta tiyatro sahnesi gibi ışıklanıyor, uzun boylu, esmer tenli Hoca eski Yunan yazarlarının trajedilerini bir öğretim görevlisi olarak değil bir oyuncu edasıyla anlatıyor. Çoğu köyden gelmiş üniversite birinci sınıf öğrencileri muhtemelen ilk kez gördükleri bu manzara karşısında şaşkınlıklarını saklayamıyorlar. Zira bunun bir yabancı edebiyat dersi olduğunun farkında değiller. Ben babamın uyarısından dolayı sınıfa “hazırlıklı” gelmiştim: üniversiteye kaydımı yaptırdım, öğrenci hüviyetimi alıp eve dönünce aynı okulda hoca olan babam elini kitapların yerini ezbere bildiğim dolaba götürerek “Yabancı edebiyat” derslğini bana uzattı,”İsmail Şıhlı”nın dersidir, geceyi gündüze katıp not alacaksın,”yüksek not”, demiyorum,”not alacaksın”, diyorum. Canımı korku almış, ünü Azerbaycan”ın sınırlarını çoktan aşmış bir yazarın bir Hoca olarak sınıfımıza geleceği günü heyecanla beklemeye başlamıştım.

Edebiyatla uğraşanların hepsinin şu durumdan memnun olduklarından eminim: üniversite oditoryumlarında kimlere ünlü yazarlar Hoca olarak ders vermişse, onlar üniversiteden büyük avantajlarla mezun olmuşlar. Sadece üniversite mi? Ahmet Hamdi Tanpınar”ın, Reşat Ekrem Koçu”nun İstanbul”daki Vefa lisesinde öğretmenlik yapmaları kaç yazar-şairin, kaç bilim adamının yetişmesine vesile olmuştur? Doğal plarak bu konuda Azerbaycan da istisna değildir ve Devlet Eğitim Üniversitesinin Filoloji fakültesi mezunları için İsmail Şıhlı”nın, Bakü Devlet Üniversitesinin mezunları için Bahtiyar Vahabzade”nin onlara Hocalık yapmasından duydukları mutluluk kadar doğal bir şey olamaz. Babamın uyarısının uyandırdığı telaş daha sonra benim iş dünyamda yerini Yabancı edebiyat Hocam ve “Deli Kür” isimli romanıyla sovyet döneminde ulusal bilincimizi uyandıran bir yazarı ve Hocayı dinlememin mutluluğuna bıraktı. Kaderimden çok memnunum...

 

/resimler/2020-4/22/2109189609081.jpg

 

İsmail Şıhlı...

Toplumumuz kendisini hocalığından ziyade ünlü bir yazar olarak tanımaktaydı. Demeçlerinin birinde Nobel ödüllü ABD”li yazar William Faulkner, yazmaya başlamasına müteşekkir olduğu Sherwood Anderson”un  edebiyattaki yerini şu şekilde nitelendirmişti: “Sherwood Anderson bizden sonraki kuşakların sürdüreceği Amerikan edebiyat geleneğinin babasıdır. Theodore Dreiser onun büyük kardeşi, Mark Twain ise ikisinin de babasıdır.” İsmail Şıhlı”nın edebiyatımızdaki yerini değerlendirdiğimde hep bu kıyaslamayı hatırlar ve kend değerlendirmemi yaparım :”İsa Hüseyinov 1960”lardan sonraki kuşakların sürdürdüğü edebiyat geleneğinin babasıdır. İsmail Şıhlı kendisinin büyük kardeşi, Celil Mehmetkuluzade ise her ikisinin babasıdır. (Bu arada Şıhlı ile Hüseyinov”un arkadaşlık bağlamında da ağabey-kardeş ilişkisi içinde olduklarını da ekleyeyim.) İsmail Şıhlı”nın  bir yazar, bir Hoca asaletiyle ilgili hafızama kazınan anıların birinde de yine İsa Hüseyinov vardı: öğrenci arkadaşlarımızın birine Hüseyinov”un eserleri üzerine tez konusu verilmiş, sıkıntı yaşayan arkadaşımız bölüme giderek tez hocasını bulamayınca İsmail Hoca sıkıntısının nedenini sormuş, tezin konusunu değiştirmekle kalmayıp arkadaşımıza tezini yazmasına yardımcı olmuştu.

 

/resimler/2020-4/22/2112350550398.jpg

Ismail Şıhlı ve Cengiz Aytmatov...

 

Değil kitaplara, ulusal hafızamıza da sığmayan,mill bilincimize ebediyen kazınmış özgeçmişinden kısa notlar:

Azerbaycan”ın Gürcüstan sınırındaki çok ünlü bir sülaleden geliyor ailesi: Şıhlılar. Çarlık Rusya”sı döneminde Şıhlinski”ler, Sovyet döneminin etkisiyle Şıhıyev”ler olmalarına rağmen Azerbaycan kendisini hep İsmail Şıhlı olarak tanıdı. 22 Mart 1919”da doğdu. İlk, ortaokul ve lise eğtiminden sonra Kazah ilindeki Eğitim Yüksekokuluna kaydoldu, 1936”da oradan mezun olunca Kosalar köyünde okul müdür yardımçılığı yaptı. 1937”de sonralar bize Hocalık yapacağı Azerbaycan Devlet Eğitim Üniversitesi”nin Dil-edebiyat fakültesine kaydını yaptırdı, 1941”de mezun olunca alman faşzmine karşı verdiğimiz Büyük Vatan savaşımıza katıldı. Mayıs 1945”teki Zafer gününe kadar hep ön cephelerde bulundu. Savaştan sonra Kosalar köyünde eğitimcilik çalışmasını sürdürdü, 1946 yılında Üniversitemizde doktora eğitimne başladı, tezini savundu, öğretim görevlisi olarak yabancı edebiyat dersleri verdi. Hoca olarak efsane haline gelen İsmail Şıhlı öyküleriyle 1930”ların sonlarında edebiyat dünyasına attığı adımlarını  dergilerde yayınlattığı yeni eserleri, yayınevlerinden çıkan kitaplarıyla pekiştirdi. Yabancı ededyattan çeviriler yapmakla yetinmedi, üniversiteler için derslikler ve analiz kitapları yazdı. 1957”de yayınlattığı “Ayrılan yollar” romanı edebiyatımıza yeni ruh ve nefes getirince “1960”ların edebiyatı” dediğimiz özgürlükçü edebiyat İsmail Şıhlı”nın peşinden gittiği gibi,toplum kendisinin kaleminden  devrim nitelğindeki yeni bir eserin çıkacağına inandı. Ve 1968”de yayınlanan “Deli Kür” romanı ulusal bilincimizin uyanışına tercüman oldu.Ertesi sene aynı isimde filmi çevrilen  eser Sovyetlerin koparmaya çalıştığı milli şüurumuzla kurduğumuz yeni bir bağ, güçlü bir köprü oldu; toplum yattı, kalktı, “Deli Kür” dedi, Cihandar ağa dedi,”namusumuz” dedi, “şerefimiz” dedi, Cihandar ağayı kendine örnek aldı. O dönemi yaşayanlar iyi bilmektedirler, Yazarlar Birliği  toplum nezdinde bakanlıkların üzerinde itibarı ve sayğınlığı bulunan bir Sivil Toplum Kuruluşuydu, İsmail Şıhlı 1965-1968 yılları arasında Azerbaycan Yazarlar Birliği Başkanlığı yaptı, üniversitedeki Yabancı edebiyat bölüm başkanlığı görevini başarıyla sürdürdü, “Deli Kür” romanı ve filmiyle gelen şöhret kendisini Azerbaycan”ın en saygın kişiliklerinden biri haline getirdi. Yazarlar Birliği Başkanlığından kendi isteğiyle ayrılmasına rağmen edebiyat dünyasının onun omuzlarına yüklemiş olduğu sorumluluktan kaçamadı, 1976-1978 yılları arasında  aylık yayınlanan 400 sayfalık “Azerbaycan” edebiyat dergimizin Genel yayın yönetmenliğini üstlendi. Haliyle çizgisini değiştirmedi: Yine ulusal bilincimizi şahlandıran eserler yayınladı, yine   toplumumuzu milli cığırlardan daha eminlikle yürümeye davet etti.Okul öğretmenliği yapan talebesi Nadir Cabbarov”u derginin eleştiri bölümünün başına getirerek yolunu açtı, ilerleyen dönemde Cabbarov, Azerbaycan”ın en önemli edebiyat eleştirmeni oldu. Aziz Nesin”in yapıtlarını bizzat kendisi çevirerek yayınladı, Türk edebiyatının klasiklerine derginin sayfalarında geniş yer ayırdı. Adamdaki asalete bakar mısınız,yabancı edebiyat Hocamızken sınıftaki öğrencilerden biri aniden radyoyu açtı, yüksekten gelen sese birkaç erkek öğrenci de eşlik edince sınıf buz kesti, şimdi Hocanın hepsini sınıftan atacağını, daha sonra ağır cezaya maruz koyacağını beklerken asla oralı olmadı, ders anlatmayı sürdürdü.İşte Hocamızın bu asaletli tavırları öğrenciler üzerinde öylesine derin etki bırakıyordu ki, örneğin, yıllar sonra arkadaşım Nergis kendisiyle ilgili duygularını “Azerbaycan gençleri” gazetesinde yayınlattığı “İhtiyar pelit” isimli öyküsünde çarpıcı biçimde yansıtarak hepimizi duygulandırmıştı. Şeyhül muharririnlik görevini layıkıyla yaparken gençlerin ve orta kuşağın yolunu açmak için 1978”de “Azerbaycan” dergisindeki görevini Ekrem Eylisli”ye devretti. ”Kambersiz düğün olmaz” misali 1981”de yeniden Yazarlar Birliği”ndeki Genel Sekreterlik görevini üstlenmesi için ricada bulunuldu,geri döndü, 1987”ye kadar her şeyi yerbeyer ederek yöneticilikten tamamen çekilmişken, 1989”da bağımsızlık mücadelemizin önüne düştü, meydanlarda konuştu, salonlarda konuştu,oditoryumlarda konuştu, yabancı basına konuşurken “Moskova servetlerimizi elimizden alarak bzi sömürmekle kalmadı, ulusal bilincimizi yok etmeye çalıştı”- diye haykırmaktan korkmadı, başta kardeş Türkiye olmak üzere yurtdışındaki yazar arkadaşlarını Azerbaycan”ın bağımsızlık mücadelesine destek vermeye çağırdı. İstiklal mücadelemizi sekteye uğratmaya çalışan Moskova 20 Ocak 1990”da başkent Bakü”müzü işgal ettiğinde gece yarısı evinde oturamayıp sokağa fırlayan, milletimizin önünde giden İsmail Hocamıza hanımı gitmemeyi tavsiye ederken “Beni dünya savaşında vuramadılar, şimdi de vuramazlar”- diye yine eğilmez kişiliğini ortaya koyarak sokaklarda milletimzin yanında olmakla kalmadı,137 şehidimizi toprağa verdikten sonra 26 Ocak”ta aydınlarımızı Bilimler Akademimizin merkez binasına davet ederek işgale karşı protesto toplantısı düzenledi,milletmizi dik durmaya sesleyen konuşmasını yaparak direnişimizi örgütledi. Aynı yılın Ekim ayında  yapılan parlamento seçimleri öncesinde milletimizin ricası üzerine Azerbaycan Meclisine adaylığını koydu, milletimizin büyük teveccühüyle daha evvel de yaptığı parlamenterlik görevini yeniden ühdesine aldı. 18 Ekim 1991”de ilan ettiğimiz Bağımsızlık Deklarasyonu”nun altında imzası bulunan milletvekillerimizden birinin İsmail Şıhlı Hocamız olduğunu görünce tüm öğrencilerinin kendisiyle ne kadar kıvanç duyduğundan eminim. Beş yıl sürdüdüğü parlamenterlik görevi sırasında hep büyüklük yaptı, o konuşurken sadece Meclis değil, milletimiz ekran başında kendisini dinledi, dinledikçe daha çok sevdi, daha fazla saygı duydu. Dönem sonuna gelinmeden 26 Temmuz 1995”de hayata gözlerini yuman İsmail Hocamız Fahri Mezarlık”ta toprağa verildi. Milletimzin gönlündeki ebedi yerini ise zaten hayattayken kazanmıştı.

 

/resimler/2020-4/22/2115425408488.jpg

 

Ve.... İsmail Şıhlı”yı benim için simgesel kılan başka bir olgu hayatta iken babam gibi sevdiğim Şemsi Rahimov”la yanyana mezarlarda uyumasıdır. Azerbaycan”ımızı canından ziyade seven bir devlet adamı olmasına rağmen suikaste kurban merhum kayınpederimin mezarını hep İsmail Şıhlı Hocamın mezarıyla birlikte ziyaret eder, Fatiha okur, çiçek bırakırım. Teselli işte...

Öğrencileri olarak bizlerin kalbindeki ebedi sevgisini ise sınıfımıza adım attığı andan...

Bundan dolayıdır ki,bizim kendisine hakkımız her zaman helaldir.

O nedenle kendisyiyle ilgili bu kısa yazımı fırsat bilerek ben “Hakkınızı helal edin İsmail Hocam” diyorum.

Ruhunu azcık da olsa şad ede bildiysem, ne mutlu bana...


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —